- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Amcanın Rüyası Dostoyevski
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 100 KB
Eklenme Tarihi: 03-12-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Marya Aleksandrovna Moskaleva, hiç kuşkusuz Mordasovun bir numaralı kadınıdır bu hiç tartışılmaz. Kadın, sanki hiç kimseye ihtiyacı yokmuş, hatta tam tersine herkesin ona ihtiyacı varmış gibi davranır. Hiç kimse onu sevmez, üstelik pek çok kişinin ona karşı içten bir nefret beslediğini söylemek de abartı olmaz. Ama öte yandan herkes ondan çok korkar. Onun da istediği budur zaten. Böyle bir istek politika gereğidir. Marya Aleksandrovna asılsız dedikodulara çok meraklıdır ve eğer o gün küçük de olsa herhangi bir önemli haberi yakalayamadıysa gece gözüne uyku girmez. Bütün bunlara rağmen öyle bir tavır sergiler ki bu heybetli kadının dünyanın ya da en azından Mordasovun dedikodu kaynağı olduğu kimsenin aklına bile gelmez. Tam tersine insan onun yanındayken dedikodunun kesilmesi gerektiğini2 dedikoducuların öğretmenlerinin huzurundaki öğrenciler gibi kizarıp bozaracağını ve tir tir titreyeceğini, yanında ancak çok seçkin konuların konuşulması gerektiğini sanır. Mordasovun bazı sakinleri hakkında öyle ciddi ve nazik şeyler bilir ki uygun bir ortamda bunlardan bahsedecek olsa ve hepsini yalnızca kendisinin bildiği bir yolla kanıtlasa, Mordasov Lizbon depremine3 eşdeğer bir sarsıntı geçirirdi. Bildiği bu sırlar konusunda daima sessizliğini korur ve özel koşullarda, en yakın hanım arkadaşlarından başka kimseye anlatmaz. Bildiklerini, konuyla ilgili kişiye son yumruğu atmaktansa, onu sürekli bir korku içinde yaşatmak için tehdit unsuru olarak kullanır. Bu bir zekâ ve strateji meselesidir! Marya Aleksandrovna her zaman aramızda herkesin örnek aldığı o kusursuz comme il faut*uyla dikkatleri çekmiştir.Comme ilfaut söz konusu olunca Mordasovun kadınları içinde rakibi yoktur. Rakibini tek bir kelimeyle nasıl öldüreceğini, param parça edeceğini ve yok edeceğini iyi bilir, buna biz de tanık olmuştuk. Bu kelimeyi söylerken de ne yaptığının farkında bile değilmiş gibi görünmeyi becerir. Herkes de bilir ki bu ancak soylulara yakışır bir özelliktir. Bu tür numaralarda Pinetti4yı hiç aratmayacağı söylenebilir. Sosyal ilişkilerinin alanı son derece geniştir. Mordasova gelen pek çok ziyaretçi, onun konukseverliğinden gayet memnun bir şekilde gider ve sonradan haberleşmeyi de sürdürür. Bir beyefendi onun için bir şiir bile yazmıştı ve Marya Aleksandrovna bunu herkese gururla gösterip durur. Ziyarete gelen bir yazar kısa romanını ona ithaf etmiş ve bir akşam toplantısında yüksek sesle okuduğu zaman çok hoş bir etki yaratmıştı. Yalnızca bizim bölgede bilinen boynuzlu bir böcek türünü incelemek için özel bir amaçla ta Karlsruheden kalkıp gelen ve bu konuda dört ciltlik bir kitap yazan bir Alman bilim adamı Marya Aleksandrovnanın zarifliği ve konukseverliği karşısında öylesine hayrete düştü ki bu * Gerektiği gibi, yakışık alacak biçimde, seçkin, nitelikli. güne kadar halen Karlsruheden saygılı ve kusursuz bir mektup arkadaşlığını sürdürüyor. Marya Aleksandrovna bazı yönlerden Napolyona benzetilmektedir. Tabii bunun düşmanları tarafından yapılan ve gerçek olmaktan çok ,alay niyeti taşıyan bir şey olduğunu söylemeğe gerek yok sanırım. Bununla beraber, bir yandan bu benzetmedeki inkâr edilemez garipliği kabul ederken şu masum soruyu sormaya cüret edemeden de duramıyorum: Çok rica ederim, neden Napolyon boyundan büyük işlere kalkışıp beceremediğinde bile ne oldum delisi oldu acaba? Eski evin koruyucuları5 bunu, Napolyonun sadece kraliyetten gelmemekle kalmayıp, iyi bir aileden gelen bir beyefendi bile olamaması gerçeğine dayandırmaktadırlar. Bu yüzden de doğal olarak toplumdaki yerini hatırladıkça kendi durumunun yüceliğinden dehşete düşmüştü. Eski Fransız sarayını akıllara getiren böyle nükteli bir benzetmeye rağmen şöyle bir soru sormağa yine cüret ediyorum: Nasıl oluyor da Mordasovun baş kadını olma özelliğini hep elinde tutan Marya Aleksandrovna hiçbir koşulda ne oldum delisi olmamıştı? Kuşkusuz herkesin: "Bakalım Marya Aleksandrovna bu güç durumun üstesinden nasıl gelecek?" diye sorduğu durumlar olmuştu. Ama o güç durum ortaya çıktığı gibi çekip giderdi. Hem de çabucak! Her şey yine eskisi gibi hatta bazen eskisinden de daha iyi bir hale gelirdi. Örneğin, kocası Afanasy Matveichin, yeteneksizliğinden ve aptallığından dolayı hükümet müfettişinin gazabına uğrayarak memuriyetteki görevini nasıl kaybettiğini herkes hatırlar. Herkes Marya Aleksandrovnanın karamsarlığa düşüp, boyun eğeceğini, yalvarıp yakaracağını yani kolunun kanadının kırılacağını sanmıştı. Hiç de öyle olmadı. Marya Aleksandrovna yalvarmakla bir yere varılamayacağını anladı ve her şeyi öyle bir ayarladı ki toplumdaki etkisine zarar getirmediği gibi evi Mordasovun kalburüstü evi olarak anılmaya devam etti. Maliye memurunun eşi ve Marya Aleksandrovnanın dışardan dostu gibi görünse de aslında müzmin düşmanı olan Anna Nikolayevna Antipova zaferini ilan etmişti bile. Ama herkes Marya Aleksandrovnanın cesaretinin öyle kolay kolay kırılmadığını görünce, onun!Kendisinden biraz önce söz ettiğimize göre, artık Marya Aleksandrovnanın kocası Afanasy Matveich hakkında birkaç kelime söylemenin sırası geldi. Onun hakkında ilk söylenecek şey gayet heybetli ve son derece prensipli bir adam olduğuydu. Bununla birlikte bir sıkıntı anında hemen paniğe kapılır ve hiç görmediği bir çitle karşılaşan keçiye benzerdi. Özellikle isim günü yemeklerinde beyaz kravatlarından birini taktığı zaman olağanüstü heybetli oluyordu. Ama bütün o heybetli tavrı ve haşmeti konuşmaya başladığı ana kadar sürerdi. Böyle bir anda, ifademi bağışlayın, kulaklara pamuk tıkamaktan başka bir çare yoktu. Hiç kuşkusuz Marya Aleksandrovnaya layık biri değildi. Bu herkesin de kabul ettiği bir görüştü. Bulunduğu mevkii elinde tutması da karısının becerisiydi. Benim fikrimce şimdiye kadar çoktan bir bostana korkuluk olarak konmuş olmalıydı. Ancak ve yalnızca orada vatandaşları için gerçekten büyük bir yarar sağlardı. Marya Aleksandrovna, Afanasy MatveichiMordasovun üç verst* dışındaki, yüz yirmi nüfuslu tek servetlerine sürgüne gönderdiğinde övgüye değer bir davranış sergilemişti. Şunu da söyleyeyim, bu servetle kadın evinin onurunu layığıyla korumayı başarmaktadır. Herkes bilir ki kadın Afanasy Matveichi yanında tutuyorsa bu, devlet dairesinde bir işi ve maaşıyla ...başka tür geliri olduğu içindi. Maaşı ve diğer geliri kesilir kesilmez yeteneksizlik ve yararsızlık yüzünden hemen gözden düştü. O zaman herkes yargılarındaki dürüstlük ve kararlı karakteri konusunda kadına övgüler yağdırmıştı. Afanasy Matveich şehir dışında varlık içinde yaşamaktadır. Bir kere onu görmeye gitmiş ve bir saat kadar onunla çok hoşça zaman geçirmiştim. Kravatlarını takıp çıkarıyor, kendi elleriyle ayakkabılarını boyayarak oyalanıyor. Yapacak kimsesi olmadığından değil, ayakkabılarının ışıl ışıl olmasından çok hoşlandığı 1.07 km. Rus uzunluk ölçüsü. 10 için yapıyor bunu. Günde üç kez çay içiyor ve buhar banyosuna çok meraklı, halinden de gayet memnun. Bir buçuk yıl kadar önce, Afanasy Matveich ile Marya Aleksandrovnanın biricik kızları Zinaida Afanasyevna ile ilgili hepimizi hareketlendiren olayı hatırlıyor musunuz? Zinaida hiç kuşkusuz güzel bir kadındır, iyi bir eğitim almıştır ama yirmi üç yaşında olmasına rağmen evlenmemiştir. Neden hâlâ koca bulamadığının açıklaması olarak ortaya sürülecek en önemli sebep, bir buçuk yıl önce zavallı bir öğretmenle yaşadığı söylenen garip aşk hikâyesinin daha unutulmamış dedikodularıdır. Bugün bile insanlar, Zinanın yazdığı ve Mordasovda elden ele dolaştığı söylenen aşk mektubunu konuşuyorlar. Ama söylesenize bu mektubu gören olmuş mu? Eğer elden ele gezmişse, şimdi nerede? Herkes duymuş ama hiç gören olmamış. En azından ben onu kendi gözleriyle gören hiç kimseye rastlamadım. Eğer Marya Aleksandrovnanın yanında bu konuda imada bulunacak olsanız, ne demek istediğinizi anlamayacaktır. Diyelim ki bu oldu ve Zina gerçekten bu mektubu yazdı (ben büyük olasılıkla durumun böyle olduğunu düşünüyorum): Bu Marya Aleksandrovna açısından büyük bir yeteneği sergilemektedir! Bu utanç verici, rezil olay nasıl da örtbas edilip, başarıyla gizlenmişti! Ne bir iz kaldı ne de ipucu! Şu anda Marya Aleksandrovna bu adi iftirayla ilgilenmiyor bile, oysaki Tanrı biliyor ya kadıncağız biricik kızının zedelenemez onurunu korumak için nasıl da çaba göstermişti. Zinanın hâlâ bekâr olmasına gelince, bu gayet normal. Bu bölgede uygun damat ne gezer? Zinanın bir prensten başkasıyla evlenmesi hayal bile edilemez. Siz hiç bütün güzellikleri gölgede bırakacak böyle bir güzellik gördünüz mü? Gururlu olduğu doğru, çok gururlu. Herkes Mozglyakovun ona kur yaptığını söylüyor, ama evlilik söz konusu bile olamaz. Hem Mozglyakov da kim? Doğru, genç, yakışıklı, şık, yüz elli nüfuslu, ipoteksiz bir köyü var ve St Petersburglu. Ama biliyorsunuz havai. Kafası yeni fikirlerle dolu, gevezenin ve ahmağın biri. Yeni fikirlere kapılmış biri için yüz elli kişi ne işe yarar? Yo, bu evlilik olmaz. 11Değerbilir okuyucu tarafından okunan bu notları, beş ay önce tam bir duygu yoğunluğu içinde yazmıştım. Marya Aleksandrovna1 ya karşı biraz zayıf olduğumu da peşinen itiraf etmeliyim. Bu mükemmel kadına övgü niteliğinde bir şeyler yazmağa niyetlenmiştim, hem de Kuzey Arısı ve benzer dergilerin zamanında (çok şükür bir daha asla geri gelmeyecek olan), o eski sakin ve huzurlu günlerde bir dosta yazılan muzip mektuplar gibi yazacaktım. Ama benim böyle bir arkadaşım olmadığından ve üstelik doğuştan gelen edebi bir utangaçlık çektiğim için yazdıklarım kalemimin edebi gücünün denenmesi ve boş saatlerin tatlı bir hatırası niteliğinde masamın çekmecesinde durdular. Beş ay geride kaldı ve Mordasovda hayret verici bir olay oluverdi birden. Bir sabah erken saatte Prens K. kasabaya geldi ve Marya Aleksandrovnanın evinde konakladı. Bu gelişin sayısız sonucu vardı. Prens, Mordasovda yalnızca üç gün kaldığı halde bu üç gün, arkasında kaçınılmaz ve silinemez hatıralar bıraktı. Daha da ileri gitmeğe cüret edip, Prensin kasabamızda devrime benzer bir etki yarattığını söyleyeceğim. Bu devrimin öyküsünün, Mordasovun kayıtlarındaki en önemli sayfayı oluşturduğunu söylemek sanırım doğru olur. Kısa bir kararsızlıktan sonra incelemeye ve saygıdeğer halkın düşüncesine sunmaya karar verdiğim sayfa işte bu sayfa. Hikâyem, Marya Aleksandrovnanın ve yuvasının yükselişi, zaferi ve görkemli bir şekilde çöküşünün tam ve nefis tarihçesidir. Bu bir yazar için çok çekici ve değerli bir konudur. Herhangi bir şey yapmadan önce ilk iş olarak, Prens K.nin kasabamıza gelip Marya Aleksandrovnanın evinde kalmasında şaşılacak ne olduğunu açıklamalıyım. Tabii bunu yapmak için de Prens K. hakkında birkaç kelime etmek gerekir. Ben de öyle yapacağım. Dahası, hikâyemizin iyice anlaşılabilmesi için bu adamın yaşamöyküsünü anlatmak zorunludur. İşte başlıyorum. 12 İKİNCİ BOLUM Prens K.nin, Tanrı biliyor ya, hiç de o kadar yaşlı bir adam olmadığın) söylemekle başlayacağım söze. Ama ona bir baksanız her an dağılıvereceğini sanırdınız. Hatta bitip tükenmiş olduğunu, tohuma kaçtığını düşünürdünüz. Mordasovlular bu Prens hakkında ne garip, ne inanılmaz hikâyeler anlatıp dururlardı. Yaşlı adamın aklının başında olmadığı bile söyleniyordu. Tanınmış bir aileden gelen ve istese kasabada büyük bir etki yaratabilecek olan bir arazi sahibinin, muhteşem evinde keşiş hayatı sürmesini çok garip buluyordu herkes. Pek çok kişi onu, altı yedi yıl önce Mordasovda yaşadığı zamanlardan tanırdı. O zamanlar yalnızlığa dayanamadığını, b r keşişe uzaktan yakından benzemediğini söylerlerdi. İşte onun hakkında öğrendiğim bütün gerçekler: Çok eskilere kadar uzanan gençlik yıllarında Prens, sosyeteye girip çok hareketli bir yaşam sürmüş, para saçıp savurmuş, kadın peşinde koşmuş, birkaç kez yurtdışına çıkıp aşk serüvenleri ya 13şamış. Pek dikkat çekecek bir zekâsı olduğu söylenemezmiş. Tabii bütün servetini yiyip bitirdiğini ve ihtiyarlığında tek köpeğe bile muhtaç kaldığım belirtmeye gerek yoktur sanırım. Derken birisi ona, açık arttırmaya çıkarılan topraklarına gitmesini önermiş. O da öyle yapmış ve Mordasova gelip altı ay kalmış. Kasaba hayatını pek sevmiş ve bu altı ay içinde kasabanın hanımlarıyla yakınlaşarak, Mordasov sosyetesinde sine qua non* olarak değerlendirilen, dolayısıyla da sıkıntı değil hareket yaratan, prenslere yakışır kişilik özellikleri vardı ve temiz kalpli bir adamdı. Özellikle hanımlar çekici konuklarına hayrandı. Prens günün yarısını süsüyle uğraşarak geçirirdi. Sanki birçok parçanın biraraya getirilmesinden oluşuyor gibiydi. Nerede ve ne zaman bu kadar yıprandığını kimse bilmiyordu. Tek bir kılına kadar takma olan saçı, bıyığı, küçük sakalı ve favorileri simsiyahtı. Her gün allık ve pudra sürerdi. Yüzündeki kırışıkları germek için özel teller kullandığını ve bu telleri kendine özgü bir yöntemle saçının altına sakladığını söylerlerdi. İtalyada bir yerlerde, bir aşk kaçamağı sırasında pencereden atlayıp kaçmak zorunda kalınca, kaburgasını kırdığı ve bu yüzden korse taktığı iddia edilirdi. Sol bacağı hafif aksardı, herkes Pariste bir başka macerada bacağını kaybettiğini ve yerine mantardan takma bir bacak taktırdığını anlatırdı. İnsanın ağzı torba değil ki büzesin, konuşup dururlar! Bununla birlikte sağ gözünün, tıpkı aslı gibi, mükemmel bir şekilde yapılmış camdan bir göz olduğu doğruydu. Dişleri de takmaydı. Gün boyu yüzünü özel sularla yıkar, kremler ve parfümler sürerdi. O zamanlar bile Prensin gözle görülür bir biçimde ihtiyarladığını ve dayanılmaz şekilde gevezeleştiğini herkes çok iyi hatırlar. Havası yavaş yavaş sona eriyormuş. Tek köpeği bile kalmadığını bilmeyen yokmuş. Sonra birden, hiç beklenmedik bir anda, Pariste yaşayan ve mirasından pay almayı aklının ucundan bile geçirmediği çok ihtiyar bir akrabası ölmüş. Kadının en son yasal mirasçısı da bir ay önce öldüğü için Prens hiç beklenmedik bir anda yasal olarak mirasçısı oluvermiş. Mordasovun altmış verst uza * Vazgeçilmez, olmazsa olmaz. ğında, dört bin nüfuslu, muhteşem bir mülk hiç kimseyle paylaşılmaksızın ona kalmış. İşlemleri yürütmek için hiç zaman kaybetmeden St Petersburgun yolunu tutmuş. Bizim hanımlar ona muhteşem bir veda yemeği düzenlemişler. Prens yemekte son derece neşeliymiş. Ne şakalar yapmış, ne fıkralar anlatıp herkesi gülüp geçirmiş! İlk fırsatta Dukhanovoya (yeni mülkünün adı) taşınacağına ve Petersburgdan dönünce balolar, piknikler, havai fişek gösterileri düzenleyeceğine söz vermiş. Gidişinden sonra bir yıl boyunca hanımlar, sevgili dostlarını sabırsızlıkla beklerken hep bu şenlikleri konuşmuşlar. Hatta o dönene kadar Dukhanovoya turlar bile ayarlanmış. Malikâne, içinde aslan şeklinde kesilmiş akasya ağaçları, yapma tepecikler, üzerinde tahtadan yapılmış Türk heykellerinin kaval çaldığı botların yüzdüğü göller, yaz evleri, çadırlar ve daha pek çok eğlence merkezinin olduğu bir parkın...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





