- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama

-
Ev Sahibi Dostoyevski
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 63 KB
Eklenme Tarihi: 03-12-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Ordınov, nihayet oturduğu evi değiştirmeye karar verdi. Bir odasını kiraladığı dairenin sahibi; bir memurun fakir, yaşlı, dul karısı, ayın bitmesini beklemeden ansızın evden ayrılmış, Petersburgu bırakarak akrabalarının yanına, taşraya gitmişti. Genç adam, o ayın kirasını ödediği için, henüz çıkmıyor, ama ay sonunda bu evden ayrılacağına hem açmıyor, hem üzülüyordu. Kendisi fakir, ev kiraları pahalıydı. Ordınov, ev sahibesinin gidişinin hemen ertesi günü şapkasını aldı, Petersburgun kenar mahallelerini dolaşmaya çıktı. Kapılara yapıştırılmış kâğıtları okuyor, fakir bir aile yanında istediği gibi bir yer bulabilmek için en çok, büyük, içi kalabalık, rengi kararmış binalara bakıyordu. Epey süren gayretli araştırmalardan sonra, içinde yepyeni duygular belirmeye başladı. Ordınov, önce önem vermeden, dalgın dalgın, ama sonra dikkatle, daha sonra da derin bir ilgiyle çevresini gözden geçirmeye başladı. Gürültülü, hareketli sokak hayatı, kalabalık, durumun ve dekorun yeniliği onu birden sardı. Ömürleri boyunca alınlarının teriyle çalışıp, dişten tırnaktan arttırdıklarıyla veya başka bir şekilde edindikleri yuvalarında, bütün gayretlerini boşa harcayarak rahat, huzur arayan Petersburg işadamları, onları her Allahın günü bıkıp usandıran basit günlük hayatın yürüyüşüyle hiç ilgilenmezler. Ordınov ise tam tersine şimdi her şeyi görmeye çalışıyor, ruhunun derinliğinde sakin, tatlı, temiz bir sevinç duyuyordu. Solgun yanakları hafifçe pembeleşmiş, gözleri sanki yeni bir umutla parlamaya başlamıştı. Soğuk, temiz havayı sindire sindire ciğerlerine doldurdu. İçinde eşsiz bir hafiflik duyuyordu.Ordınov her zaman sessiz, içine kapalı bir hayat yaşamıştı. Üç yıl önce doktorasını yapıp, olabildiği kadar bir serbestliğe kavuştuktan sonra, o zamana kadar yalnız adını işittiği bir ihtiyarın evine gitti. Resmi kıyafetli uşağı, geldiğini haber vermeye güçlükle razı ederek, adamın dönüşünü epey bekledi. Sonra, yıkılmadan kalabilmiş yüksek tavanlı, loş ve eşyasız bütün eski aile konaklarında bulunan can sıkıcı bir salona alındı. Orada onu, babasının dostu ve meslektaşı olan göğsü nişanlarla dolu, ak saçlı velisi karşıladı. İhtiyar, ona bir miktar para teslim etti. Para miktarca pek önemsizdi: Bu, Ordınov" un dedelerinden kalma ve borçlara karşılık icra yoluyla satılan malların parasıydı. Ordınov mirasını kayıtsızlıkla aldı, velisiyle bir daha buluşmamak üzere vedalaşarak sokağa çıktı. Soğuk, puslu bir sonbahar akşamıydı; genç adam düşünceliydi, nedenini anlayamadığı bir hüzün kalbini sıkıyordu. Bakışları alevlenmiş; kâh ateşlenip, kâh titreyerek, sıtmaya benzer bir nöbet geçiriyordu. Yolda eline geçen parayla iki, üç yıl, kıt kanaat yaşamak koşuluyla, hatta dört yıl idare edebileceğini hesapladı. Ortalık kararmış, hafiften yağmur çiselemeye başlamıştı. İlk rastladığı odayı kiralayarak bir saat sonra taşındı. Odasına, sanki bir manastıra girmiş gibi kapandı; dünyayla hemen hemen ilgisini kesti. İki yıl süren bu yaşayış, onu tamamıyla yabanileştirdi. Ordınov, hiç farkında olmadan vahşileşmişti; dışarda bambaşka, gürültülü, hareket dolu, daima heyecan, değişildik içinde geçen, onu çağıran ve kendisinin de er geç gideceği bir hayatın varlığı aklına bile gelmiyordu. Kuşkusuz, böyle bir hayatın varlığını duymamış olamazdı, ama onu yalandan tanımıyor ve asla aramıyordu. Ordınov çocukluğundan beri kendine özgü bir tarzda yaşamış; nihayet bu ayrılık belirli bir şekil almıştı. Ordınov1 un bütün varlığını derin, kanmak bilmez, ömür tüketici ve onun gibi adamlara iş alanlarında pay bırakmayan bir tutku sardı. Bu tutku, bilimdi. Bilime düşkünlüğü, Ordinomun gençliğini yıpratıyor; tath, şiddetli zehiriyle uykularını harap ediyor, besinlerden ve odasına asla girmeyen temiz havadan onu yoksun bırakıyordu. Kendini tutkusuna iyiden iyiye kaptıran genç adam, bunun dışında hiçbir şeyhi farkında dejjjildi; farkında olmak da istemiyordu. Henüz gençti, başka bir şey aradığı yoktu. Tutkusu, onu dış hayat karşısında bir çocuk kadar aciz yapmış; birgün, insanlar arasında kendisi için bir yer bulamayacak hale gelmişti. Bilim, bazı becerikli kimselerin elinde bir kazanç kaynağı olur. Ordinomun bilim tutkusu ise kendine doğru çevirdiği bir silahtı. O zamana kadar ilgilendiği her işte olduğu gibi, okumak, öğrenmek isteğinde de geçerli, açık bir nedenden daha çok, bilinçsizce bir hevesi vardı. Küçükken de arkadaşları arasında tuhaf bir çocuk olarak tanınmıştı; hiçbirine benzemezdi. Ailesini anımsamıyordu, garipliği, insancıllığı yüzünden arkadaşlarından; kaba, haşin davranışlar görüyordu. Böylece sonunda tam anlamıyla vahşi, somurtkan oldu, gitgide kendini bu hallere büsbütün kaptırdı. Tek başına çalışmalarında hiçbir zaman, hatta o sıralarda bile düzenli olamamıştı; belirli bir sistemi yoktu. Bunlar, sadece ilk hayranlık, ilk hararet, bir sanatçının geçirdiği ilk hummaydı. Ordınov, kendi kendine bir sistem yaratmak istiyor; bunu yıllardır içinde taşıyordu. Ruhunda bu hususta yavaş yavaş, henüz sisli, belirsiz, fakat harikulade tath, huzur verici fikirler beliriyor, sonradan bunlar yepyeni, aydınlanmış bir şekle giriyor, adeta onu hırpalayarak dışarı boşanmak istiyordu. Genç adam, henüz cesaretsizce içinde doğan bu düşüncelerin hakikate uygun ve yeni bir buluş olduğunu, özellik taşıdığını hissediyordu; içindeki yaratma kuvveti gitgide gelişip kökleşiyordu. Fakat bu düşünce ve hayalleri olgunlaştırarak fiil haline geçirmek, onun için ya çok uzak, ya da büsbütün imkânsız bir şeydi. Ordınov, herkesi kendine yabancı buluyor, yaşadığı ıssız çölü birdenbire terk ederek uğultulu, gürültülü şehrin ortasına düşmüş bir keşiş gibi sokakları dolaşıyordu. Bununla birlikte, çevresinde kaynaşıp duran bu âlein, ona o kadar yabancıydı ki, içinde uyanan garip duygulara hayret etmedi bile. Sanki vahşiliğinin farkında değildi; tam tersine, bir sevinç, uzun süren perhizden sonra yemeğe, suya kavuşan kimseninkine benzer bir çeşit sarhoşluk içindeydi. Oysa, yeni eve taşınmak gibi basit bir olayın Petersburglu bir adam için -Ordınov gibi bile olsa- hiç de bu derece sersemletici, heyecan verici bir yanı yoktu. Yalnız şunu söylemek gerek ki, Ordınov o zamana kadar, kişisel işleri için şehire aşağı yukarı hiç inmemişti.Böyle sokak sokak dolaşmak Ordınovu pek sarmıştı. Boş gezen adamların yaptığı gibi, çevresindeki hiçbir şeyi gözden kaçırmıyordu. Gene de, her zamanki şaşkınlığını üzerinden atabilmiş değildi; önünde bütün canlılığıyla serilen görünüm ona, sanki bunları bir kitabın satırları arasında okuyormuş gibi geliyordu. Her şeye hayret ediyor; kafasından geçenleri yansıtan bakışını gelen geçenin yüzünden ayıramıyordu. Her gördüğünü dikkatle inceliyor, halkın konuşmasını sevgiyle dinliyor, sanki bütün bunlarla, tek başına geçirdiği ıssız gecelerde odasında doğan düşünceleri karşılaştırmak istiyordu. İkide bir, gayet önemsiz şeylerden hayrete düşüyor, bu onda yepyeni düşünceler uyandırıyordu. Ordınov ilk olarak bunca zaman, hücresinde diri diri gömülü kalmanın üzüntüsünü duydu. Burada, dışarda, her şey daha canlıydı; nabzı daha kuvvetli, daha hızlı atmaya başlamıştı. Yalnızlığın baskısıyla bunalmış, hummalı bir çalışmayla gelişmiş dimağı, bu defa daha çabuk ama, cesaretle çalışıyordu. Şimdiye kadar bilinçsiz bir istek onu, ancak dıştan bildiği, daha doğrusu bir sanatçı önsezisiyle hissettiği bu yabancı âleme karışmak için çekmişti. Ama şimdi kalbi, elinde olmayarak, aşka, ilgiye karşı duyduğu özlemle çarpmaya başladı. Artık önünden geçen insanlara daha dikkatle bakıyordu; ama onlar hep yabancı, kaygılı ve düşünceliydiler. Ordınovun pervasızlığı yavaş yavaş kendiliğinden sönmeye başladı; gerçek onu eziyor, ruhunda bir çeşit saygıyla karışık bir korku doğuyordu. Hasta döşeğinden ilk defa sevinçle kalkan, ama ışıklardan, parıltılardan, hayat gürültüsünden ve rengârenk kalabalığın hareketinden başı dönüp halsiz düşen bir adam gibi, Ordınov da bu yepyeni izlenimlerden yorgunluk duymaya başlamıştı. Canı sıkıldı, içini hüzün kapladı. Hayatı, çalışmaları, hatta geleceği için bir korku duydu. Aynca yeni bir düşünce huzurunu büsbütün kaçırdı: Ordınov, birdenbire, hayatta tamamıyla kimsesiz olduğunu, ne sevildiğini, ne de kendisinin kimseyi sevdiğini anımsadı. Sokağı geçer geçmez konuşmayı denediği bazı kimseler, onu sert, tuhaf bakışlarla süzdüler. Ordınovu ya deli, ya da -ki bu tamamıyla doğruydu-acayip bir adam olarak gördükleri...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





