- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Charles Dickens Oliver Tvist
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 57 KB
Eklenme Tarihi: 14-12-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Bir şehrin başka binaları arasında, yoksul insanlar için ayrılmış bir ev vardır. Parası ve barınacak yeri olmayanlar oraya giderler. Oraya güçsüzler evi denir. Oliver Tvist işte o evde doğmuştu. Genç bir kadın olan annesi, yatağında hasta yatıyordu. Bir doktorla yaşlı bir kadın başucunda bekliyorlardı. Genç kadın, -Bırakın çocuğumu göreyim, sonra öleyim, dedi. Doktor, -Yoo, şimdi ölümden söz etmemelisin, dedi. Yaşlı kadın, -Yok, şekerim, dedi, ölmek için henüz çok gençsin. Genç kadın başını salladı ve elini çocuğuna uzattı. Doktor çocuğu onun kollarına verdi. Kadın soğuk, renksiz dudaklarını bebeğin yanağına bastırdı, sonra arkası üstü düştü ve öldü. Doktor, -Öldü, dedi. Yaşlı kadın, -Evet, zavallı kadıncağız, diyerek, çocuğu, ölmüş annesinin kollarından aldı. -Zavallı kadıncağız. Doktor şapkasını ve eldivenlerini giyerken, -Güzel bir kızdı, dedi. Nereden gelmişti? Yaşlı kadın: -Onu buraya dün gece getirdiler. Sokakta yatıyormuş. Öyle uzun yoldan gelmiş ki, ayakkabıları paramparçaydı. Nereden geldiğini, nereye gittiğini kimse bilmiyor. Doktor ölen kadının sol elini kaldırdı. -Eski öykü, dedi. -Parmağında yüzük görmüyorum! Evli değilmiş. İyi geceler! Doktor evine yemeğe gitmişti. Yaşlı kadın ocağın önündeki bir iskemleye oturarak bebeği giydirmeye başladı. Kadın bebeğe; güçsüzler evinde doğan bebeklere, sevgisiz ve acımasız bir dünyaya doğan, anasız babasız zavallı bir çocuğa giydirilen o eski püskü giysileri giydiriyordu. Oliver sonra, yirmi otuz kadar yoksul çocuğun yaşadığı başka bir eve gönderildi. Bu çocuklara Bayan Man adında yaşlı bir kadın bakıyordu. Kadına her çocuğun bakımı için haftada birkaç lira para veriliyor, ama kadın bu paranın da çoğunu kendi cebine atıyordu. Bu yüzden çocuklar çok az besleniyor ve çoğu ölüyordu. Oliver ölmedi; ama renksiz, sıska ve her zaman açtı. Oliver, dokuz yaşına bastığı gün, iki arkadaşıyla birlikte Bayan Mana aç olduklarını söylediler. Bayan Man onları dövdü ve karanlık bir odaya kapattı. Çocuklar odada kapalıyken, güçsüzler evinden, önemli bir görevli olan Bay Bambıl, Bayan Manı görmeye geldi. Bay Bambıl, -Buraya iş için geldim, dedi, -Oliver Tvist adındaki çocuk bugün dokuz yaşına basıyor öyle değil mi? Bayan Man, Bay Bambıla içki verirken, -Evet öyle sevgili çocuk, dedi. -Bütün çocuklarım benim sevgili çocuklarımdır. Bay Bambıl: -Oliverin babasını bir türlü bulamadık, annesi hakkında da hiçbir şey bilmiyoruz. Bayan Man: -Onun ismini kim koydu öyle ise? Bay Bambıl: -Ben koydum. -Siz mi koydunuz Bay Bambıl? -Ben koydum, Bayan Man. Çocukların ismini harf sırasına göre koyarız. Sonuncunun harf sırası S idi, ona Svabıl adını verdim. Bununki T idi, buna da Tvist ismini koydum. Bundan sonrakinin adı Unvin olacak. Z harfi için isimlerim hazır, sonra tekrar en başa dönüp Adan başlayacağım. Bayan Man, -Siz çok bilgili bir baysınız, dedi. Bay Bambıl buna çok sevindi. İçkisini bitirdi. -Şimdi işimize bakalım, dedi. -Oliver Tvist artık burada kalamayacak kadar büyüdü. Onu tekrar güçsüzler evine almaya karar verdik. Buraya, onu götürmek için geldim. Hemen kendisini göreyim, izninizle. Bayan Man, -Onu şimdi size getiririm, dedi. Bayan Man, Oliveri karanlık odadan çıkardı, çabucak yüzünü ve ellerini yıkayarak Bay Bambıla götürdü. Bay Bambıl, -Benimle gelecek misin, Oliver? diye sordu. Oliver, herhangi bir yere sevinerek gitmeye hazır olduğunu söyleyecekti, az kalsın. Ama birden Bayan Manın yüzünü gördü. Kadın Bay Bambılın arkasında duruyor ve Olivere ters ters bakıyordu. Çocuk onun ne demek istediğini hemen anladı. -Bayan Man da benimle gelebilir mi? diye sordu. Bay Bambıl, -Hayır, gelemez, diye karşılık verdi. -Ama arada sırada gelip seni görecek. Oliver çok küçük olmasına karşın, Bayan Mandan ayrıldığına üzülüyormuş gibi davranması gerektiğini bilecek kadar akıllıydı. Ağlamaya başladı. Zaten zayıf ve aç olduğu için, ağlamak ona zor gelmiyordu. Bayan Man ona bir sürü öpücük, -ve daha da önemlisi- tereyağlı bir dilim ekmek verdi. Çünkü güçsüzler evine gittiğinde çok aç görünmesini istemiyordu. Böylece Bay Bambıl Oliveri, yaşamının ilk yıllarını geçirdiği ve bir tek tatlı sözle bir tek tatlı bakıştan yoksun yaşadığı o evden alıp götürdü. Oliver tekrar, doğduğu güçsüzler evine dönmüştü. OLİVER DAHA FAZLASINI İSTİYOR Oliver, güçsüzler evinde eskisinden de daha az mutluydu. Şimdi bir de çalışıyor ve daha çok acıkıyordu. Her gün üç öğün yalnızca çok sulu çorba içiyordu: Çorba dedikleri, bol suyun içinde azıcık etle bir sürü başka şey kaynatılarak yapılıyordu. Pazar günleri küçük bir dilim ekmek veriyorlardı. Çocuklara yemek verilen oda, büyük bir holdü. Holün bir ucunda kocaman bir kazan duruyordu. Yemek vakti gelince, ustalardan biri bu kazandan çocuklara çorba dağıtıyordu. Yemek dağıtan ustaya, bir ya da iki kadın hizmetçi yardım ediyordu. Her çocuğa küçük bir kase çorba veriliyordu, fazlası yasaktı. Kaselerin yıkanması hiç gerekmezdi. Çocuklar onları pırıl pırıl parlayıncaya kadar kaşıklarıyla temizliyorlardı. Hepsi de çorbalarını içip kaselerini tertemiz ettikten sonra oturup, sanki içindeki çorbanın tümünü içebilecekmişçesine aç gözlerle kazana bakar dururlardı. Oliver Tvist ve arkadaşları bu korkunç açlığa tam üç ay katlandılar. Sonunda açlıktan öylesine vahşileştiler ki, yaşına göre daha uzun boylu olan bir çocuk ötekilere, eğer her gün bir kase daha çorba alamazsa bir gece yanındaki yatakta uyuyan çocuğu yiyebilecek hale geldiğini söyledi. Bakışları öyle ateşli ve açtı ki, çocuklar onun söylediğine inandılar. Bir araya gelip konuştular ve yemekten sonra ustaya gidip biraz daha çorba isteyecek bir çocuk seçtiler aralarından. Bu seçilen çocuk, Oliver Tvistti. Akşam oldu ve çocuklar sıraya girdiler. Usta kazanın başına geçti; hizmetçiler onun yanında durdular ve çorba dağıtıldı. Dağıtılan çorba çabucak silinip süprülmüştü. Çocuklar birbirleriyle fısıldaştılar ve Olivere işaret ettiler. Yanındakiler onu öne doğru ittiler. Küçük bir çocuk olmasına karşın, açlıktan öyle vahşileşmişti ki, bu ona yüreklilik verdi. Masadan kalktı ve kasesiyle kaşığını elinde tutarak ustaya doğru gitti. Kendi yürekliliğinden neredeyse kendisi de korkarak, -Lütfen efendim, biraz daha istiyorum, dedi. Usta şişman, sağlıklı bir adamdı, ama rengi bembeyaz oldu. Çocuğa şaşkın şaşkın baktı: Hizmetçiler şaşkınlıktan, çocuklar da korkudan sus pus olmuşlardı. Usta, zayıf bir sesle, uzatarak, -Neee? diye sordu. Oliver, -Lütfen efendim, dedi, -biraz daha istiyorum. Usta elindeki kaşıkla Olivere vurdu, sonra onu yakalayıp kollarının arasında sımsıkı tuttu ve bağırarak yardım istedi. Bay Bambılla güçsüzler evindeki memurlardan bazıları koşarak odaya girdiler. Usta Oliverin ne dediğini onlara anlattı. -Daha fazla istedi! diye bağırdı. -Anlıyor musunuz, her zamanki yemeğinden daha fazlasını istedi? Oradakiler buna inanamadılar. İçlerinden biri, -Bu oğlan asılmak için yaşamalı! diye bağırdı. Oliveri alıp götürdüler, karanlık bir odaya kapattılar. Ertesi sabah güçsüzler evinin kapısına bir ilan yapıştırıldı. Bu ilanda, Oliver Tvisti alıp götürene beş yüz lira verileceği yazılıydı. Güçsüzler evi memurlarından biri gene, -Hiç kuşkum yok, bu oğlan asılmak için yaşayacak, diye bağırdı. Oliver, tam bir hafta o karanlık odada hapis kaldı. Hava soğuktu. Çocukcağız her sabah yıkanmak için avluya çıkartılıyor, sonra da Bay Bambıl onu sopayla dövüyordu. Onu gün aşırı, çocukların çorbalarını içtikleri salona götürüyorlar, Bay Bambıl orada herkesin önünde bir kez daha dövüyordu. Yavrucak bütün gün ağlıyor, geceleri uyuyamıyordu. Beş yüz liraya Oliveri alacak kimse çıkmadı, bunun üzerine Bay Bambıl onu bir gemide çalışmak için denize göndermeye karar verdi. Ama, bir gün güçsüzler evinin kapısının önünde Bay Bambıl, Bay Soverberiye rastladı. Bay Soverberi eski siyah giysili, ince uzun bir adamdı. Tabut yapardı. Yaptığı tabutların çoğu, güçsüzler evinde ölen yoksul insanlar için kullanılırdı. Bay Soverberi, Bay Bambıla: -Dün gece ölen iki kadının tabutlarını hazırladım. Bay Bambıl: -Bu işin size çok para kazandırdığından...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





