Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
Edebiyat Ödevleri
  • Atatürk Ansiklopedisi

    Kaynakçası: Var
    Dosya Boyutu: 158 KB
    Eklenme Tarihi: 03-03-09
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : İÇİNDEKİLER Atatürkün İlkeleri Atatürk ve İnkılaplar Atatürk ve Milli Eğitim Atatürkün Askeri Dehası Atatürkün Diplomatik Dehası Atatürkün İleri Görüşlülüğü En Büyük Türk Atatürk Atatürk ve İslam Dini Atatürkün Üstün Kişiliği Atatürkün Kitapları Evrim Yanılgısı ATATÜRKÜN İLKELERİ Atatürk ilkelerini incelediğimizde, bu ilkelerin Türkün yüksek karakter ve seciyesine tam bir uyum gösterdiğini görürüz. Mustafa Kemal, askeri görevleri ve katıldığı savaşlar neticesinde, ülkesini ve insanlarını çok iyi gözlemlemiş; kendisinden önceki yöneticiler gibi, yapılmaya çalışılan yenilik hareketlerinde, ne ülke insanından uzak kalmış, ne de halkın üstünde bir tavır takınmıştır. Türk Milletine inanan ve Türkün yüzyıllardır bastırılmış olan karakterini ortaya çıkaran Atatürk; bu inançla ilkelerini uygulamaya koymuş ve başarılı olmuştur. Atatürk bu durumu, şu sözleriyle anlatmıştır: "Arkadaşlar mazide, en büyük felaketleri ihzar (hazırlayan) eden bir mazide, çok derin mazilerde dahi, Türk Milletini benliğinden çıkaran bir teşkilat vardı ki, ona devlet ve hükümet teşkilatı derlerdi. Millet, hükümet teşkilatının zahiren esiri idi. Bu onun manzarai zahiriyesi (görünen manzarası) idi. Halbuki Türk, esaret kabul etmeyen bir Millettir, Türk Milleti esir olmamıştır. Yalnız hükümet başka bir vaziyette kalmış, millet de hükümete bigane (yabancı) ve ondan müteneffir (nefret eder) bir vaziyette kalmıştır. İşte bunun için çok felaketler oldu. Fakat bunların tecelliyatı maddiyesi (meydana gelişleri) devlet, hükümet teşkilatı üzerinde oldu. Mahvolan devletler idi ve devlet ölmüştür. Fakat Türk Milleti görüyorsunuz ki, daha kuvvetli, daha şerefli olarak yaşamakta berdevamdır. Bugünkü hükümetimiz, teşkilatı Devletimiz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir teşkilatı devlet ve hükümettir ki, onun adı Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır... Artık hükümet ve hükümet mensupları kendilerinin milletten gayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır..." 1 Cumhuriyetçilik Cumhuriyetçilik, milli hakimiyete dayanan, çağdaş ve demokratik idareyi amaç edinen bir yönetim prensibidir. Bu ilke, devlet düzeni ve yönetiminde, belirli şahısların veya zümrelerin hakimiyetinin önlenmesi noktasında en sağlam teminattır. Öyle ki, bu ilke yara aldığında, artık milletin gerçek "hakimiyeti"nden söz etmek mümkün olmaz. " ...Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu istihsal (elde etmek) için mebzulen (çok) kan döktük. Her tarafa kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müessesatımızı müdafaa için lazım olanı yapmaya amadeyiz." 2 Atatürk, Milli Mücadele döneminde ve sonrasında, milletin hiçbir sınıra ve baskıcı uygulamaya bağlı kalmadan, tam bağımsız bir yapıya sahip olmasını istemiş ve halk yönetimini savunmuştur. Bu bakımdan Cumhuriyetçilik ilkesini, milli hakimiyet prensibi ile birleştirmiş ve "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir" diyerek, bu düşüncesini en açık bir biçimde ifade etmiştir. Kurtuluş Savaşı sırasında Ankarada kurulan hükümet sistemi, resmi adı Cumhuriyet olmamasına rağmen, aslında fiilen bir cumhuriyetti. Çünkü, halkın seçtiği bir temsilciler meclisi ile bu meclis denetiminde ülkeyi yöneten bir hükümet vardı. Kurtuluş Savaşından sonra, Türk Devletinin yönetim şekli kesinlik kazandı; 29 Ekim 1923te, Cumhuriyet resmen ilan edildi. Cumhuriyetin ilanından sonra ilk olarak, 1924 Anayasasının 1. Maddesine "Türkiye devleti bir Cumhuriyettir" hükmü konuldu. Daha sonra da, 1961 ve 1982 Anayasalarında bu hüküm korunmakla beraber, 1. Maddenin değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin de önerilemeyeceği hükmü getirildi. Anayasalar ile korunma altına alınan ve milli hakimiyet anlayışının bir sonucu olarak ortaya çıkan Cumhuriyet idaresinin önemi, Atatürkün şu sözlerinden de anlaşılmaktadır: "Türk Milletinin tabiat ve şiarına (karakter ve adetlerine) en mutabık olan idare, Cumhuriyet idaresidir" 3 "Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir. Cumhuriyet fazilettir." 4 "Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir." 5 Yine Atatürke göre, Cumhuriyet anlayışında, düşünce serbestliği vazgeçilemeyecek prensiplerdendir. "En büyük hakikatler ve terakkiler, fikirlerin serbest ortaya konması ve teati edilmesi ile meydana çıkar ve yükselir." 6 Ancak Atatürke göre "serbest düşüncenin" kendine has bir sınırı vardır. Mustafa Kemal Atatürk, Afet İnana söyleyip yazdırdığı Medeni Bilgiler kitabında, bizzat kaleme aldığı "hürriyet" bölümünde şunları yazmıştır: "Hürriyet, insanın, düşündüğü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir." Mustafa Kemal Atatürk, düşünce-eylem serbestliğinin sınırlarının, devletin ve milletin menfaatlerini tehlikeye sokmayacak, onları koruyacak şekilde olması gerektiğini aşağıdaki şu sözleriyle belirtmiştir: "Ferdin birinci hakkı, tabii kabiliyetlerini serbestçe inkişaf ettirebilmesidir. Bu inkişafı temin için ise, en iyi vasıta, ferde diğerinin muadil (benzer) hakkını ızrar (zarar) etmeksizin, tehlike ve zarar kendine ait olmak üzere, ona kendi kendini istediği gibi sevk ve idare etmeye müsaade etmektir...Bu haklara hürmet etmeyen siyasi cemiyet esaslı vazifesinde kusur etmiş olur, ve devlet mevcudiyetinin hikmetini ve manasını kaybeder... Ferdi hürriyeti düşünürken, her ferdin nihayet bütün milletin müşterek menfaati ve devlet mevcudiyeti göz önünde bulundurmak lazımdır. Anlaşılıyor ki ferdi hürriyet mutlak olamaz. Diğerinin hak ve hürriyeti milletin müşterek menfaati, ferdi hürriyeti tahdit (sınır) eder. Ferdi hürriyeti tahdit, devletin de adeta esası ve vazifesidir.... aynı zamanda bütün hususi faaliyetleri, umumi ve milli maksatlar için, birleştirmekle mükelleftir... çünkü ferdi hürriyet derecesi, devlet faaliyetlerini zafa düşürmemek lazımdır. Devletsiz bir cemiyet, veyahut zayıf bir devlet hayatının neticesi, herkesin herkese karşı mücadelesidir. Bu mücadele ekseriyetin hürriyetini bozmayacak surette, tadil (uygun) olunmak lazımdır...Devlet sanatı işte budur. Bu sanatta isabetin derecesi hürriyetlerin hudutlarını çizen konuda görülebilir. Çünkü "bu hudut kanun marifetiyle tesbit ve tayin edilir" her halde, vatandaşların, umumi hürriyet ve saadeti için fertlerden, ancak devlet için zaruri olan bir kısım hürriyetlerinin bırakılması istenebilir." 7 Atatürk, zorlu yollardan geçilerek ve çok kan kaybedilerek kurulan Cumhuriyetin iç ve dış düşmanlara karşı koruma ve kollama güvencesini de yine çok güvendiği Türk Milleti ve Türk Ordusuna bırakmıştır: " Türkiye Cumhuriyeti yalnız iki şeye güvenir. Biri millet kararı, diğeri en üzücü ve güç şartlar içinde dünyanın takdirlerine hakkıyla layık olma niteliğini kazanan Ordumuzun kahramanlığı, bu iki şeye güvenir." 8 Atatürk, Türk Devletinin geleceğinin teminatı olan ilkelere yönelik dış ve iç saldırılara, Türk Milletinin Cumhuriyetten aldığı güçle karşılık vereceğini şu sözleriyle belirtmiştir: " Temeli büyük Türk Milletinin ve onun kahraman evlatlarından mürekkep büyük Ordumuzun vicdanında akıl ve şuurunda teessüs (esaslanmış) etmiş olan Cumhuriyetimizin ve milletin ruhundan mülhem (ilham edilmiş) prensiplerimizin bir vücudun izalesi (yok edilmesi) ile haleldar (bozukluk) olabileceği zehabında bulunanlar, çok zayıf dimağlı bedbahtlardır. Bu gibi bedbahtların, Cumhuriyetin adalet ve kudret pençesinde müstahak oldukları muameleye maruz kalmaktan başka nasipleri olamaz. Benim naciz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebed payidar olacaktır. Ve Türk Milleti emniyet ve saadetini zamin prensiplerle medeniyet yolunda, tereddütsüz yürümeye devam edecektir." 9 Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk, başka bir konuşmasında da, bu düşmanca hareketlerin Türk Milletinin amansız kahrı altında darmadağın olacağını belirtmiştir: "Bundan sonra yalnız bir şey varid-i hatır olabilir. O da bazı adi politikacıların, hasis menfaatperestlerin o vehim ve hayali uyandırmaya çalışması o yüzden tatmin-i hırs ve menfaat düşüncesinden ibarettir. Temin ederim ki, bu gibiler her ne şekil, suret ve vesile ile olursa olsun, mevcudiyetlerini ihsas ettikleri gün, Türk Milletinin amansız kahrına hedef olmaktan kurtulamayacaklardır." 10 Milliyetçilik Milliyetçilik; Mustafa Kemal Atatürkün bizlere miras bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin birarada durmasını sağlayan temel ilkelerden biridir. Atatürk, milletin içine düştüğü o karanlık günlerde, birlik ve beraberliği kurmaya çalışmış, istiklal mücadelesini milliyetçilik etrafında tesis etmiştir. Mustafa Kemal, kimilerinin manda yönetimiyle İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerine bağlanıp kurtulma çareleri aradıkları zamanlarda, bütün bu düşüncelerin aksine, sadece Türk Milletine ve onun yüksek bağımsızlık karakterine güvenmiştir. Atatürk, istiklal mücadelesini Türk milliyetçiliği prensibi üzerine kurarak başlattığını, 1937 yılında Ankara Halkevinde yapmış olduğu bir konuşmada şöyle belirtmiştir: "Ben 1919 senesi Mayısı içinde Samsuna çıktığım gün, elimde maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız Türk Milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu milli kuvvete, bu Türk Milletine güvenerek işe başladım" 11 Yine Büyük Atatürk, bu şevk, heyacan ve birliktelikle kurulan Cumhuriyetin ilelebet yaşaması konusunda, milliyetçilik prensibinin önemini şu şekilde belirtir; "Bir millet diğer milletlere nispetle tabii veya mükteseb (sonradan) hususi karakterler sahibi olması, diğer milletlerden farklı bir uzviyet teşkil etmesi, ekseriya...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
511
Anahtar Kelime Sayısı
21547
Bu web sitesi bir google fenomenidir.
Bu siteden sadece ödev indir ilir.