Öss Tercih Rehber Öğretmen

Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
Edebiyat Ödevleri
  • Attila İlhan Hakkında Düşünceler Ve Romanları

    Kaynakçası: Yok
    Dosya Boyutu: 35 KB
    Eklenme Tarihi: 07-03-09
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : " İnsan olmanın bütün komplekslerini yenmiş, günü dipdiri yakalayan, hayatın anlamını çözmüş bir bilge insan; bir yol gösterici. " Nedret Çatay Attilâ İlhanı bir tek gruba indirgeyerek, onu dar kalıplar içerisinde değerlendirmek oldukça güç. O, yüzyılımıza imzasını atan, dünyayı çözmüş, yorumlamış ve ona çözümler türetmiş bir düşün adamıdır. Kendisini ifade etmek adına tek bir yolu izlemekle yetinmemiş şiirle başladığı serüvenini roman, deneme, senaryo ve köşe yazılarıyla zenginleştirerek topluma ulaştırmıştır. Çoğu yazarın dolaşmak istemeyeceği alanlarda korkusuzca yazılar yazan Attilâ İlhan, topluma ve çağımıza bir anlamda ayna tutmakta, zamanın tanıklığını yapmaktadır. İlk Gençlik Yılları 15 Haziran 1925te Menemende doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubatında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözetim altında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiyenin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesine yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanında Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946ta mezun oldu. İstanbul Hukuk Fakültesine kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayınlanmaya başladı. 1948de ilk şiir kitabı Duvarı kendi imkanlarıyla yayınladı Paris Yılları 1949 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nazım Hikmeti kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Parise gitti. Bu harekette aktif rol oynadı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan bir çok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiyeye geri dönüşünde sıklıkla başı polisle derde girdi. Sansaryan Handaki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Bir kaç kez gözaltına alındı. İstanbul - Paris - İzmir Üçgeni 1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı kovuşturmaya uğrayınca Parise tekrar gitti. Fransadaki bu dönem Attilâ İlhanın Fransızcayı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950li yılları İstanbul - İzmir - Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesine devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlar. Sanatta Çok Yönlülük 1957de gittiği Erzincanda askerliğini yaptıktan sonra, tekrar İstanbula dönüş yapan Attilâ İlhan sinema çalışmalarına ağırlık verdi. Onbeşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960ta Parise geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmirde kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler serisinden Bıçağın Ucu yayınlandı. 1968te evlendi, 15 yıl evli kaldı. İstanbula Dönüş 1973te Bilgi Yayınevinin danışmanlığını üstlenerek Ankaraya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak ı Ankarada yazdı. 81e kadar Ankarada kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbula yerleşti. İstanbulda gazetecilik serüveni Milliyet ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından beri köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesinde sürdürmektedir. 1970lerde Türkiyede televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri dönüş yaptı. Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu. "Çoğu zaman üç beş kişi için yazdığımızı sanırız, onlar bizi okumazlar. Asıl seslendiklerimiz, hiçbir zaman tanımayacağımız, başka üç beş kişidir." Attilâ İlhan İlk romanı Sokaktaki Adam yayınlandığında 10 roman yazmıştı. Bunlar hiç gün ışığına çıkmadı. Attilâ İlhan bunun sebebini bir söyleşide şöyle açıklıyor: "... bir çok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır." (Düşün, Haziran 1996). Roman serüvenine başladığında döneminin diğer yazarları daha çok yerel ve kırsal olayları, kişileri işlerken Attilâ İlhan şehir insanını Türkiyenin yakın dönem tarihini siyasal, ekonomik ve sosyal yanlarıyla ele alan bir yapı içerisinde işliyordu. Sadece İstanbul, İzmir gibi Türkiyenin büyük şehirlerini, işlediği dönemin yaşam tarzını, ekonomik ve sosyal sorunlarını kahramanlarının gözüyle yansıtmakla yetinmiyor; aynı zamanda, batı kültürünün Türkiyeye ne şekilde yansıdığını, olumlu ve olumsuz etkilerini, çizdiği karakterlerle ve Avrupadaki şehirlerle örtüşen bir yapı içerisinde irdeliyordu. Hazırlık ve Arayış Dönemi Romanda hazırlık ve arayış dönemi diye nitelendirebileceğimiz döneminde, yayınladığı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemezde yazarın Pariste yaşadığı yıllara ait deneyimlerinin ve gözlemlerinin karakterlere yansıdığı görülür. Yazıldığı yıllarda Türkiyedeki batılılaşma uğruna toplumdan kopan kişilerin bocalamaları Sokaktaki Adamda ele alınırken, Zenciler Birbirine Benzemez de Avrupada komünist ve anti-komünist mültecilerle karşılaşan, hayal kırıklığına uğramış bir devrimci anlatılır. Her bölümün farklı bir karakterin ağzından aktarıldığı Sokaktaki Adam, Attilâ İlhanın edebiyatımıza getirdiği yeni bir söylem olarak alınabilir. Daha sonraki romanlarında da görüleceği gibi, diyalektik bir yaklaşımla işlenen olaylarda kahramanlar güçlü ve zayıf yanlarıyla okura ulaşır; birbirlerini suçlamaz ve okuyucuda önyargı oluşturmazlar. Attilâ İlhan Zenciler Birbirine Benzemez için bakın neler diyor:" Kitap soğuk savaşın en belalı döneminde yazıldı, yayınlandı. Çok ikircikli bir sorunu tartışıyordum. Romanın kahramanı, İstanbuldaki ve Paristeki solcu çevrelerle düşüp kalkıyor, bunlarla ilişkilerini ve tartışmalarını anlatıyordu, herşeyi olduğu gibi yazmak, romanın yayınlanmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan, içeriğine hafif flou bir hava verdim." Romanın dilinin farklılığını ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca çalışmasına bağlayan yazar, bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazdığını okuduktan sonra farkettiğini de itiraf ediyor: " ... hayattan aktarılmış en çok tip içeren romanım budur."diyor ve devam ediyor Attilâ İlhan:"Hernandez, Marie-te, Hilde, Zevilla, Lale, Ecvet, Sabiha vb. kuşkusuz başka isimlerle, başka bir yaşama kesiti içinde tanıdığım kişilerdi. Mehmed-Ali, gerçekte varolan birkaç kişiden süzdüğüm bir bileşim; onun küçük burjuvadan çok, işçiye yakın toplumsal sınıfsal kökeni, sorunlara başka bir açıdan yaklaşmama fırsat vermektedir." Olgunluk Dönemi Yazarın "olgunluk dönemi" diye tanımlayabileceğimiz edebiyat süreci Kurtlar Sofrası ile başlar. Sokaktaki Adamda ne istediğini değil, ne istemediğini bilen biri anlatılırken; Zenciler Birbirine Benzemezde Mehmed-Ali istedikleri ile istemedikleri arasında mütereddit bir karakteri yansıtmaktadır. Oysa Kurtlar Sofrasında Mahmud ne istediğini çok iyi bilen bir karakteri çizer. Bu üç romanıyla Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini diyalektik-materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir- ki sonradan yazdığı beş kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine oturmuştur-. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadette Sabah Ezanları ve O Karanlıkta Biz bu seriyi oluşturan romanlar. Her romanda yer alan karakterler, Türkiyenin tarihinde köşebaşlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle bağlantısı olan karakterlerden herbiri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla önergeler sunduğunu görürüz. Yakın Dönem Attilâ İlhan, Fena Halde Leman ve Haco Hanım Vay adlı eserlerinde ise cinsellik sorununa cesaretle eğilerek okuru yeni bir boyut üzerinde düşünmeye yönlendirmektedir. Her iki romanda da olaylar ve kişiler kadın eşcinselliğinin, çift cinselliğin ve çifte benlik duyumsamasının gizlerini sergilemeye yönelik canlı ve renkli bir anlatımla işlenmektedir. Türk kamuoyunda adının kolaylıkla telaffuz edilmediği ancak oldukça yaygın olduğu bilinen bu tür ilişkinin, yazınımızda böylesi bir cesaretle işlenmesi yayınlandıkları dönemlerde kitapların ses getirmesine ve edebiyat çevrelerinde tartışılmasına neden olmuştu. ROMANLARI Sokaktaki Adam (1953) Olaylar İstanbulda geçer. Roman, Kamarot Yakubun bir Marsilya dönüşü kendini ve çalıştığı gemideki personeli tanıtmasıyla başlar. İkinci bölümde, Güzel Sanatlar Akademisindeki öğrenimini yarıda bırakarak, içinin sıkıntısını denizlerde dağıtmak isteyen, ne istemediğini bildiği halde ne istediğini bilmeyen Hasan konuşur. Yakubla Hasan kaçak kürk getirip satmaktadırlar; bu gelişlerinde de yakalanmadan karaya ayak basar, Beyoğluna çıkıp Balıkpazarında içer, geneleve giderler. Üçüncü bölümde Sokaktaki Adam anlatır kim olduğunu. Sonra sözü yine Yakub alır; sonra da romanı genellikle bu üçü yürütür. Kişilerden biri de dünyayı görecelikler açısından değerlendiren ve Hasanı anlayan, seven bir fahişedir: Meryem. Romanın bir diğer kişisi kürkçü Leondur; kimi görse polis sanan, kuşkulu bur Musevi. Hep İsrailde olmak ister, sonunda bu dileğine ulaşır; fakat korku onu çekindiği kimselere yaranmaya sürüklemiştir. Roman, samimi iki arkadaş Hasanla Yakubun on-onbeş günlük bu İstanbul molasından sonra, sabaha karşı İskenderun seferine çıkacakları gece, gene Beyoğlundan içki dönüşünde, Tophanede bir kavgaya karışan Hasanın vurulup ölmesiyle biter. Sokaktaki Adamla Hasan, gerçekleri ve hayalleriyle, güneş ve gölge gibi, birbirine bağlı, biri ötekinin devamı, ikinci kişiliği olarak beliriyor romanda. Zenciler Birbirine Benzemez (1957) Mehmed Ali anasız, babasız büyümüş, Sanat Enstitüsünde parasız yatılı okumuştur. İstanbulda Karaköyde bir radyo teknik atelyesinde çalışır, geceleri de atelyede yatar. Yetimliğinin üzüntülerini önceleri Allaha inanarak hafifletmiştir; sonradan kendisi gibi yetim, fakir bir arkadaşının ölümü üzerine bu inancını yitirdi. Sevdiği Şadiye ile evlenebilmek için kendini yetiştirmeye koyulur, sanatını ilerletir. Erzurumdan askerlik dönüşü Şadiye yoktur. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. İşinde ilerlemiş, bol para kazanmaya başlamışken kalkar Parise gider. Kaldığı otelde Mısırlı El-Barudi, İspanyol Hernandez gibi komünistlerle, siyasi mülteci, Tito rejimine muhalif Yugoslav Yankoviç gibi bir antikomünistle...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
2
Anahtar Kelime Sayısı
15247



Valid HTML 4.01 Transitional
Valid CSS!