Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
Ekonomi Ödevleri
  • AB Yolunda Türkiye

    Kaynakçası: Yok
    Dosya Boyutu: 71 KB
    Eklenme Tarihi: 08-03-09
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : Türkiyenin, 1999 yılı Aralık ayında Avrupa Birliğine aday üye olarak kabul edilmesinden bu yana Türkiyede insan hakları ihlalleri açısından değişen fazla bir durum yok. Kürtlerin ve diğer azınlıkların temel insan hakları, gerek Türkiyede ve gerekse sınırların ötesinde İran, Irak ve Suriyede ihlal edilmeye devam ediliyor. Kürtler, daha önce de işkence, yargısız infazlar, köylerin, evlerin yıkılması, yakılması ve boşaltılması dahil olmak üzere devletin yaygın şiddet eylemlerine maruz kaldılar. Kürtlerin ve diğer azınlıkların, Avrupa normlarına göre en temel haklar olarak kabul edilen, yaşama hakkı, işkencenin yasaklanması, ifade özgürlüğü, örgütlenme hakkı, özel hayat ve aile hayatına ilişkin hakları, konut ve iletişim hakları ihlal edilmeye devam ediliyor. Bu bozuk siciline rağmen, Avrupa Birliğine üyelik olasılığı Türkiyeye, insan hakları ihlalleri ile ilgili uzun ve karanlık geçmişine kesin olarak son verip vermemek yönündeki niyetini dünyaya kanıtlaması açısından önemli bir fırsat sunmaktadır. Bu olanağın olumlu ya da olumsuz yöndeki sonucu ise, gerek Türkiye ve gerekse de 21inci yüzyılın bütün Avrupası açısından ciddi anlamlar taşıyacaktır. Türk halkının, Kürtler ve Türkiye sınırları içinde yaşamakta olan diğer azınlıkların yüz yüze kalmış oldukları hassas sorunların kökleri, Avrupanın 1. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğunun dağılma sürecine karışmış olması gerçeğinde yatmaktadır. Bu nedenledir ki, yaşanmakta olan kriz, aynı zamanda Avrupanın da sorunudur ve bu durum Avrupa devletlerine bu sorunla ilgilenme sorumluluğu yüklemektedir. Avrupa Birliğinin, tarihinin bu kritik döneminde, kendi sorumluluğunu kabul edip bu temelde ülkeye çok uzun zamandan beri acı çektiren sorunların barışçıl ve demokratik çözümü için Kürtler ve Türkiyede yaşayan azınlıklar gibi Türklere de yardım etmesinin zamanı gelmiştir. Belki de en önemlisi, Türk devleti, Kürtler ve Türkiyenin diğer azınlıkları arasındaki açık ve demokratik bir diyalog, bu tür çözüm önerilerinin başarıya ulaşmasını sağlayabilecektir. Türkiyenin adaylık başvurusu, Avrupa Birliğinin kendisinin de insan haklarına olan bağlılığı, özgürlüğü ve politik değerlerin test edilmesi açısından anahtar görevi görmektedir. Türkiyenin Avrupa Birliğine adaylığı kabul edildiğine göre, Türkiyenin insan hakları ile ilgili sicili, Avrupa Birliğine üye devletler tarafından eskiye nazaran çok daha sıkı bir şekilde izlenmelidir. Mevcut durumda Türkiye, zaten Avrupa Birliği Konseyinin insan hakları mekanizmasının yükümlülüğü altındadır. Bununla birlikte içinde bulunduğumuz 2002 yılında dahi, Kürt İnsan Hakları Projesi (KHRP ) tarafından yargısız infazlara, işkenceye maruz kalan, köyleri yakılıp, gözaltında kaybedilen Kürtler adına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan davalar uzun listeler halinde uzamaya devam etmektedir. Bu nedenle, Türkiyeye tam üyelik statüsünün, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, insan hakları ihlallerini kınayan kararlarına tam olarak uymaya başladığı zaman verilebileceği sanılıyor. Bakanlar Komitesinin, bundan böyle Türkiyenin insan hakları ihlallerinin mağdurlarına, sadece tazminat vermesini yeterli bulmamak konusunda kararlı olduğu görülüyor. Türkiye, artık benzer hak ihlallerinin tekrarlanmayacağı konusunda Komiteye güvence vermek mecburiyetindedir. Avrupa Mahkemesinde 2000 yılındaki performansı gösterge olarak alınacak olursa, Türkiyenin, önünde hala Avrupa Birliğinin saygın bir üyesi olabileceğine dair kendisini kanıtlaması için uzun bir yolu olduğu görülecektir. Avrupanın baskıları ve yardımları sonucunda Türkiyenin, gerçek bir demokratik devlet olma yolunda kurumlarını oluşturması ve Avrupa Birliğinin değerlerini benimsemesi mümkündür. Türkiye ABye tam üye olma yolunda yıllardır her düzeyde tartışma yürütmektedir. Ancak, tam üyeliğe giden yolu tıkayan ana etmen, temel hak ve özgürlükler meselesi ile Kürt sorunu olmuştur. Sorulması gereken soru şudur: Bu kadar tartışmanın olduğu bir ülkede -ki bu tartışmaları yapanların büyük bölümü cezaevlerine girmeyi ya da ülke dışına çıkmayı göze almışken- neden Türk devleti bu tartışmalardan yararlanamamaktadır? Türkiye, Gümrük Birliğine girdiği tarihten, 1999 Aralık ayında aday üyeliğinin ilan edilmesi süresine kadar demokrasi, insan hakları ve Kürt sorunu konusunda önemli adımlar atacağına söz verdiği ve bu konuda müeyyide altına girdiği halde bunların gerçekleşmesi için gerekli adımları atmamıştır. Öyle görülüyor ki, Türkiye, bazı kozmik reformlarla bu süreci geçebileceğini düşünüyor. Oysa bunun pek mümkün olmadığı biliniyor. Avrupa Konseyi, bu müeyyidelerin yerine getirilmesi sürecini kurduğu mekanizmalarla izlemektedir. Sadece Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu Komitesi değil, ayrıca ulusal ve uluslararası sivil toplum örgütleri de gelişmeleri yakından izlemektedirler. AB Komisyonunun 2001(X) yılında yayınladığı periyodik raporunda, yapılan anayasa değişiklikleri olumlu görülmekle birlikte, Türkiyeyi tam üyeliğe taşıyacak reformların ciddi olarak ele alınmadığı endişesi taşınmaktadır. Bu değerlendirmenin, son anayasa paketi için de yapıldığını söylemek gerekir. Avrupa Birliği gerçekleşen anayasa değişiklikleri ve bunlara uyum sağlanması amacıyla bazı kanunlarda, mesela Türk Ceza Kanununun 312 ve 159uncu maddelerinde yapılan değişiklikleri de yeterli bulmamaktadır. Ayrıca, demokrasinin önünü açacak olan sivil ve siyasi haklar çerçevesinde ölüm cezası, cezaevi sistemi, DGMler, düşünce basın-yayın, örgütlenme özgürlüğü gibi önemli konularda yapılan çalışmalar için de aynı endişeler taşınmaktadır. Türkiyenin Avrupa Birliğine adaylığı, Osmanlı İmparatorluğu döneminden bu yana süren Batılılaşma çabalarının en nihayet gerçekleştirebilmesi için önemli bir olanağı müjdeliyor. Türkiye bu süreci, hukukun üstünlüğüne bağlı yeni bir cumhurbaşkanı ve kuruluşundan beri cumhuriyete karşı en büyük tehdidi oluşturmuş olan bir savaşın, kimilerine göre isyannın sona erişi ile karşıladı. Bununla birlikte Türkiyeye, demokrasi standartlarını yakalama, insan hakları, ekonomik olarak genişleme, azınlıkların tanınması ve Avrupa Birliği üyeliği ile uyumlu hale getirilmiş yasaların üstünlüğünü sağlamak açısından çok büyük ödevler düşüyor. Aynı zamanda Avrupa da, bu süreçte Türkiyeye etkili bir şekilde yardım etmek durumundadır ve Türkiye, bu görevleri yerine getirmeyi başaramaması halinde önemli bir tehlike ile karşı karşıya kalabilir. Eğer Avrupa Birliği, Türkiyeyi, bu görevleri yerine getirmeden tam üyeliğe kabul ederse, Avrupa ülkeleri bu kez ilticacılar yerine, engellenmesi mümkün olunamayacak büyük bir göçmen akınına uğrama ihtimali ile karşı karşıya kalacaktır. Bu çalışmamızda, Türkiye ve ABnin, tam üyelik sürecinde üstlerine düşen görevleri karmaşıklığa yer vermeksizin, süren tartışmaya katkı amacıyla mümkün olduğunca somut olarak ortaya koymaya çalıştık. Türkiyenin aday üye olarak açıklandığı 1999 yılı aralık ayından bu yana devlet tarafından bir takım olumlu adımlar atılmasına rağmen, temel hak ve özgürlükleri ilgilendiren alanlarda, örneğin sivil ve politik haklar, ölüm cezası, cezaevleri reformu, düşünceyi ifade, basın-yayın, toplantı-gösteri ve örgütlenme özgürlüğü alanlarında maalesef gerçek bir iyileşme sağlanamamıştır. Kürt sorunu konusunda ise, gerçekleşen barış ortamından yararlanılamamıştır. Sonuç olarak, bu çalışmanın ortaya koyduğu en önemli konu şudur: ABye giden yolun daha az sancılı olması için, başta Kürt tarafı olmak üzere, sivil toplum kuruluşlarının görüşleri mutlaka değerlendirilmelidir. Aksi takdirde Türkiye yakaladığı, değişim için fırsatı kaçıracaktır. Kerim Yıldız - Koray Düzgören Nisan 2002/Londra A) GİRİŞ I - Avrupa yolunda Türkiye Avrupa Birliği (Daha önceki adıyla Avrupa Toplululuğu) Roma anlaşması ile kurulurken temel hak ve özgürlükler sorunu sınırlı bir şekilde ele alınmıştı. Buna rağmen, nedeni ne olursa olsun Roma Anlaşmasının 7. Maddesi ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AB) üyesi ülkelerin vatandaşları arasında ayrımcılık yasaklanmıştı. 48. Madde ile işçilere ya da işgücüne üye ülkeler içerisinde özgürce dolaşma hakkı sağlanırken, 119. Madde ile kadın ve erkeklerin eşit işe eşit ücret alması güvence altına alınmıştı. Topluluk geliştikçe insan hakları ve özellikle de azınlık hakları topluluk kurumlarının önemli bir ilgi alanı haline geldi. 1992 yılında 12 AT ( Avrupa Topluluğu) devleti Maastrichtte Avrupa Birliği anlaşmasını resmen imzaladı. Bu anlaşma ile üye ülkelerin vatandaşlarının serbest dolaşım hakkı, ikamet hakkını da kapsayacak şekilde genişletildi. Bu anlaşma ile AT kurumlarına devletin eylemlerinden zarar gören vatandaşın bireysel şikayetleri dinleyecek ve ortada gerçekten bir zarar varsa bunun giderilmesini sağlayacak bir Topluluk Şikayet Kurulu (Ombudsman: Devletler tarafından atanan ve yurttaşların şikayetlerini iceleyen kurul) oluşturulabilmesinin yolu açıldı. Topluluk üyeleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraftır, topluluk, bir bütün olarak da sözleşmeye katılmıştır. Topluluk hukukunu yorumlamada ve anlaşmazlıklarla ilgili karar vermede yetki sahibi olan Avrupa Adalet Divanı, Sözleşme ile korunan hak ve özgürlüklere, sık sık yorumlarının kaynağı olarak göndermelerde bulunur. Örneğin 1970 yılındaki bir davada Divan şöyle demişti: "Üye devletlerin katıldığı ya da imzaladığı insan haklarını koruyan uluslararası anlaşmalar, topluluk hukuku çerçevesinde takip edilebilecek birer kılavuz niteliğindedir." Bu ve bunu izleyen bazı hukuksal kararlar gösteriyor ki, temel insan hakları ilkeleri bugün birliğin hukuksal düzenine eklenmiştir. Avrupa Birliği hukuku oldukça karmaşıktır. Bunu burada derinlemesine ele almak bizi konumuzun dışına iter. Ancak, bununla birlikte ABye katılacak ülkeler için bu konu son derece önemlidir. AB hukuku, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinden farklı olarak üye devletleri doğrudan etkiler. Şöyle ki, bireyler Avrupa Adalet Divanına doğrudan başvuramazlar ama bir ulusal mahkemeye başvurarak bu süreci başlatabilirler. Roma Anlaşmasının üye ülkelerde farklı yorumundan dolayı bir insan hakları sorunu ortaya çıkarsa, konu, Roma Anlaşmasının 177. Maddesine göre Avrupa Adalet Divanına sevkedilebilir. AB, öncelikle ekonomik ve sosyal konularla ilgilidir ve temel olarak da tek bir Avrupa pazarını yaratmayı hedeflemektedir. Buna rağmen Birlik, politik entegrasyona ve olası yayılmaya doğru da ilerlemesini sürdürmektedir. II) Türkiyenin taraf olduğu diğer platformlar ve sözleşmeler AB, AGİTe dolaylı olarak katılmaktadır. Avrupa Adalet Divanı, Avrupa Parlamentosunun Temel Haklar Beyannamesi, Parlamentonun dilekçe prosedürü ve AB Sosyal Şartı, insan haklarının korunmasına ilişkin sağlam duvarlar oluşturmaktadır. ABye katılmak için sadece...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
511
Anahtar Kelime Sayısı
21547
Bu web sitesi bir google fenomenidir.
Bu siteden sadece ödev indir ilir.