- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Divanu Lügatit Türk
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 21 KB
Eklenme Tarihi: 27-11-09
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Meşrutiyetin ilk yıllarında , (1910-1911 yılları) Sahaflardaki kitapçı Burhan Efendiye bir kitap gelmiştir.Kitabı getiren eski Maliye Nazırlarından Vanizade Nazif Paşanın akrabası bir kadındır.Kitapçı, yapıtı satmak üzere dönemin Eğitim Bakanlığına başvurur.Bakanlık, istenilen 30 lirayı çok görerek almaz.Bunun üzerine kitapçı, onu Ali Emiri Efendiye gösterir.Ali Emiri Efendi kitabın değerini hemen anlar, 30 sarı lirayı bastırır.Burhan Efendiye de aracılığından ötürü üç lira verir. Bu, bir ikinci örneği bulunmayan Divanü Lügat-it Türktür.Emiri Efendi onu ele geçirdiği için sadrazamlıkla sevindirilmiş gibi olmuştur.Artık herkese kitabın öneminden açıyor, ama onu kimseye göstermeye yanaşmıyordur.Kitabı bir kez görmek isteyen Ziya Gökalpin ricalarını bile geri çevirmiştir.Kitabı basmak isteyenlere de, ona bir şey olur korkusuyla olumsuz bir karşılık verir.Sonunda, Sadrazam Talat Paşanın işe karışmasıyla buna evetlik gösterirse de basım işlerine Kilislinin bakmasını önkoşul olarak ileri sürer. Şu bir düşüncedir ki, bu kitap Ali Emiri Efendiden başka birinin elne geçseydi, bugün belki kitaplıklarımız Divanü Lügat-it Türkten yoksun kalacaktı. Ali Emiri Efendi su katılmamış bir kitap kurdudur.Bütün yaşamı boyunca kitap toplamıştır.Parasıyla elde edemediği kitapları binbir rica, binbir yalvarmalarıyla ödünç olarak alır, onları elyazısıyla kopya ettikten, ya da ettirdikten sonra geri verir.Yaşamının sonlarına doğru Millet Kütüphanesine armağan ettiği 14 bin kitabın içinde 721 tanesi bu elyazması kitaplardır. Ali Emirir Efendi o tek yazma Divanü Lügat-it Türkü Macar bilim akademisine satmaya yanaşmaz.Oysa akademi bu iş için Hazrete tam on bin sarı altın önermiştir. Türklük dünyasına yeni ufuklar açacak kitabın öyküsü böyle bir raslantıya dayanır. Divanü Lügat-it Türk, Türklük biliminin en önemli yapı taşlarındandır.O, Türkün Divanıdır; Türklüğün Divanıdır.Bir ülkünün, bir bilincin ürünüdür. Türkün kültür savaşının öncüsüdür.Böyle bir yapıtın doğması için, sanki Göktanrı XI.yüzyılda bir bilgeyi görevlendirmiştir.Bilge, yapıtı aynı yüzyılın son yarısında bitirecektir.Bu bilge Kaşgarlı Mahmuttur.Yaşamı üzerine bilgiler kendi yapıtında serpiştirilmiştir. Alman doğu bilimcisi Martin Hartmann, Divanın birinci cildi basıldığı yıllarda Milli Tetebbular Mecmuasında bir makale yazar ve Kaşgarlı Mahmutun yaşamına değinir.Divanda Kaşgarlı Halefoğlu Hüseyin adında bir bilgini Mahmutun hocası gösterilir.Tac ül İslam Semaninin Kitab ül-Ensabında bilgi bulunduğunu bildirir.Semani Kaşgarda yetişen bilginlerden söz ederken Hüseyini de anar.Onun erdemli zahit bir şeyh olduğunu bildirir.Ne var ki anlattığı rivayetlerden dinlenmeye değer olmadığını da vurgulamaktan kalmaz. İşte gerek Semaninin kitabından, gerekse başka tarihsel kaynaklardan, o sıralarda Karahanlı devleti topraklarında doğu illerinde bile İslam bilimlerinin yüksek bir gelişme gösterdiği anlaşılır.Martin Hartmann bunu açık yüreklilikle söyler Hartmann bununla da kalmaz.O sıralarda İslamlar arasında yalnız din bilimlerine önem verildiğini de ekler.Onun dışında sözlük, tarih, soybilgisi, coğrafya gibi bilgilere önem verilmez.Ve bunun büyük olasılıkla bir çöküş belirtisi olduğunu ekler.Hartmann, yalan yanlış hadis anlatanların adlarının yaşamöyküsel kaynaklarda anılmasını Kaşgarlı Mahmut gibi bir bilgine yer verilmemesini buna bağlar.Böylece Kaşgarlı üzerine bilgiler, Divanda verilen bilgilerle sınırlı kalır. Kaşgarlı Mahmutun babası Hüseyin , dedesinin adı ise Muhammet.Barshanlı.Babası Barshandan Kaşgara göçmüş.Mahmut burada doğmuş.Nitekim Divanda Barshanı anlatırken, "be şehir Mahmutun babasının şehridir.Yani, Mahmutun babası oradandır" diye açıklıyor.Ünlü Türk hanı Gazneli Mahmutun babası Sevük Tekin de kökende Issık Göl dolayındaki bu Barshan kentinden. Mahmut da soylu bir aileden.Divanda bunun içindir ki "bizim atalarımız olan Beyler emir sözcüğüne Hamr derler, çünkü Oğuzlar emir diyemezler" diye yazar.Öyleyse Mahmut kendi soyunun Oğuzlarca bu ağızda e sesi yerine h sesi kullanılması nedeniyle "hamirler" diye tanındığını bunun "emirler" anlamına geldiğini söylüyor.Soyunun Oğuzların oturduğu illeri yönettiğine mi değinmek istiyor? Yoksa onların buyruğundaki ordular Oğuzlardan mı oluşuyor? Bunu Divandan çıkarmak olanaksız.Ancak Mahmut Divanın bir yerinde, atalarının, Emir Berherkin olduğunu söyler.Ataları Türk ülkelerini Smanoğullarından alan almışlardır. Tüm bu verilere göre, Kaşgarlı , Karahanlı ailesinden değilse bile o aileye yakın yüksek Türk soylularından.Nitekim kendisi de yapıtının başında soyca Türk ileri gelenlerinden olduğuna değinir.Kendisinin iyi silah kulananalardan olduğunu ekler.Karahanlı soyuna girem kimi tanınmış adamlardan söylentiler iletir.Ve de yapıtında savaş şiirleri, askeri terimler Karahanlı devlet örgütü ve saray gelenekleri üzerine bilgi verir.Tüm bunlar sözkonusu yargımıza kanıttır. Kaşgarlı Mahmutun doğum ve ölüm yılları kesin bilinmiyor.Yapıtını Bağdatta yazmaya başladığına göre Kaşgardan Iraka göçmüş olmalı.Ne ki , niçin geldiğini söylemiyor.Yalnız Türk bozkırlarında gezi yaptığını birçok Türk lehçesini görenek ve geleneklerini yerinde öğrendiğini söylüyor.Tarım, İli, Çu ve Sırıderya ırmakları yöresindeki Türk kentlerini doğrudan gördüğünü beirtiyor.Türlü şehir ve boy halkının ağız ayrımlarını, sözcük konusundaki kimi ayrılıklarını bildiğini anlatıyor.Bağdata gelip yapıtını yazmaya başladığında tüm bunları öğrenmiş, saptamış, yaşı da ilerlemiştir.Arapçayı eksiksiz yazabilir.İslam bilimlerini büyük olasılıkla Türk illerinde okumuş olmalıdır.Hartmannın da belirttiği gibi bu durum Kaşgar ve Bargsan bölgelerinin o zaman uygarlıkça ilerlemiş olduğunu gösterir. Krahanlılar 960 yılında Budacılığı bırakıp İslamlığı seçiyorlar.Arapçanın İran ve Orta Asya dilleri üzerine yoğun egemenliği başlıyor.Sogotça gibi yok olma tehlikesi ile yüzyüze .XI. yüzyılda Karahanlıdan iki kişi Balasağunlu Yusuf ile Kaşgarlı Mahmut, Türkçenin gönüllü savunmasını ele alıyorlar. Kaşgarlı 1072-1074 yıllarında yapıtını Bağdatta yazıp bitiriyor.Abbasi halifesi El-Muktediye sunarak şöyle diyor: "Tanrı yeryüzündeki erki Türklere vermiştir; bunların dilini öğrenmekte fayda vardır.Bu kitabı Araplara Türkçe öpretmek için yazdım, buyurun" Uzun bir birikimden sonra, yapıtını, büyük olasılıkla 5 Ocak 1072de Bağdatta yazmaya başlar.10 Şubat 1074te (bu konuda değişik görüşler vardır.Ahmet Caferoğlu, Türk Dili Tarihi IIde yapıtın 1077de tamamlandığını söyler) bitirip Bağdatta Abbasi halifesine sunar. Kaşgarlı Mahmut, yapıtını iki ana amaç için kaleme alır: Araplara Türkçe öğretmek ve Türkçenin Arapça gibi büyük bir dil olduğunu kanıtlamak.Tüm amacı ve düşüncesiyle Mahmut, büyük bir Türk uluscusudur.Nitekim o yapıtında yazış yöntemini şöyle anlatır: "Türklerin hemen tüm illerini, obalarını, bozkırlarını inceden inceye gezip dolaştım.Türk, Türkmen, Oğuz, Çiğil, Yağma, Kırgız, boylarının dillerini tümüyle belleğime yerleştirdim.Bu konuda her boyun dilini eksiksiz öğrenecek ölçüde başarılı oldum." Türk dilleri sözlüğü, karşılaştırmalı dilcilik yöntemine uyan bir çalışma.Türk dil ve kültür tarihinden üstün bir yapıt.Divan, genel çizgileriyle o dönem Türk dili ve uygarlıklarını betimleyen eşsiz bir yapıttır.Yazar yapıtında çok değişik bilgileri bize akıcı bir anlatımla vermeyi başarır.O çağda Türk boylarından derlenmiş sözler yanında Türk gelenek, görenek, inanç ve coğrafyası konusunda bilgileri de içerir.Derlenmiş Türkçe sözler Arapçanın sözcük düzenine göre, ünsüz sayısınca vezin kalıplarına ayrılarak sıralanır.Yalnız halk ağzından seçilmiş sözcüklerle kalınmaz, o dönemin klasik yazı dilindeen de alıntı yapılır.Alıntıların kimden alındığı belirtilmez.Yalnız Çuçu adlı bir Türk ozandan söz edilir. Seçili sözcüklerde konu ve anlam bakımından ayrım yapılmaz.Sesbilgisi, yapıbilgisi ve ağız ayrılıkları hep birbirine bağlı olarak ele alınır.Yansıma sözcükler, saray dilinden kimi ögeler, dilbilgisi kuralları bu ayırıma girmez.Yer ve ülke adlarından...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





