- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Doğu Felsefesinde İnsan
Kaynakçası: Var
Dosya Boyutu: 26 KB
Eklenme Tarihi: 01-05-10
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Doğu felsefesinin en önemli iki temsilcisi, Eski Hint ve Çin felsefeleridir. Bu iki felsefi öğretide, tasavvuf (dini öğretilerin yorumlanması) anlayışına bağlıdır. Gerçek bilgi, örtülü ve saklıdır. Ona ulaşmak için gizemi ortaya çıkarmak gerekir. Bu amaçla insan, yaşamın anlamı üzerinde düşünmeli ve varlığın özündeki gerçeğe ulaşmaya çalışmalıdır. Bu saptama özellikle geleneksel Hint felsefesi için geçerlidir. Ancak Çin felsefesine oranla başlangıçta daha çok mistik mitolojik bir söylence kültürü içinde şekillenen eski Hint felsefesi de, zamanla daha rasyonel bir yaklaşımı benimsemiştir. Bu durumun en somut göstergesi veda mitolojilerinin kaynaklık ettiği Brahmanizm´e karşılık, Çarvak maddeciliği, Çaynacılık ve Budizm gibi öğretilerin ortaya çıkmasıdır. Aslında bu gelişmeler doğal ve anlaşılabilir olgulardır. Çünkü her düşünce sistematiği kaçınılmaz bir biçimde karşıtlarını doğurmakta ve giderek onlarla eklemlenerek yeni formlara dönüşmektedir. Fakat bu oluşumun önceki zamanlara ait öğretilere ve kültürlerle harmanlandığı da gözden uzak tutulmamalıdır. Doğu felsefesi zengin bir söylence kültürü ve engin insan sevgisi üzerinde temellenmiştir. İnsana bakış açısı gibi doğaya, Tanrı´ya ve topluma bakış açıları da batı dünyasını geniş ölçüde etkilemiştir. Bir Çin atasözü şöyle der. “Üç din, bir aile”. Doğuda felsefe ile din arasında bir ayrım gözetilmediğini belirten bu sözün “üç felsefi görüş, bir aile” şeklinde kullanıldığını da anımsatalım. Bunun anlamı şudur: Budacılık, Taoculuk ve Konfüçyüsçülük barış içinde bir arada yaşayabilir. İşte geleneksel doğu kültürünün en karakteristik özelliği bu hoşgörü anlayışında gizlidir. Ancak bu anlayışın Hint kültüründen çok Çin´e özgü bir geleneksel değer olduğu açıktır. Hindistanda herkes kendi yolundan giderek kurtuluşa ulaşabilir. Şu ya da bu yol, en yüce gerçeğe götüren yollardan sadece biridir. Fakat yine de bir Hintli yalnızca bir dine bağlanır. Oysa Çinlilere göre gerçeğe giden yollar çoktur. İnsanların bu yollardan birini veya ikisini hatta üçünü birden benimsemeleri doğal karşılanmalıdır. Çin düşüncesi yönünü daha çok bu dünyaya çevirmiştir. Bu nedenle daha insancıl ve akılcıdır. Bütün Çin öğretileri insanı merkez alır. Taoizm ve Konfüçyüsizm, batılı araştırmacılara göre derin ayrılıklar taşırken, Çinlilere göre gerçeğin iki ayrı yüzünü yansıtmaktadır. Bu anlayış doğu düşüncesinde farklılıkları uzlaştırma ve bütünleştirme eğiliminin ürünüdür. Doğu insanı uyumlu ve yumuşak olma eğilimindedir. Aşırılıktan kaçınır. “ya bu, ya şu” yerine “hem bu, “hem şu” anlayışını benimser. Her şey aslında bir şeydir sözünden esinlenerek tüm karşıtlıkları ve farklılıkları uzlaştırmaya çalışır. Doğu düşüncesindeki ölçü ve denge arayışları “altın orta” deyimini doğurmuştur. Doğu düşüncesinin en çarpıcı özelliklerinden biri ise erdem ve mutluluğu bir bütün olarak algılamaktır. Taoizm dışarıda tutulursa bu ikiliye bilgeliği de ekleyebiliriz. Ancak doğu felsefesinde bilmek, özellikle kendini bilmek, tanımak anlamındadır. Buna göre “bilmek için bilmek” ve salt bilgiye ulaşma çabası doğuda pek yaygın değildir. Önemli olan insanın doğru düşünce, doğru duygu ve doğru davranışa sahip olmasıdır. Bu yüzden özellikle ahlak konusu işlenmiştir. Geleneksel Hint öğretisinde başlangıçta ahlak konusu daha çok Tanrı – insan ilişkileri bağlamında incelenmiş, Çarvak materyalizmi ile başlayan süreçte ise, insan – toplum ilişkileri ön plana çıkmıştır. Çin felsefesi ise insanı her zaman doğal çevresi, ailesi ve toplumu içinde incelemeye eğilimli olmuştur. Bu yüzden Çin felsefesinin daha çok toplumsal ve hint felsefesinin ise ruhsal olduğu savunulabilir. İki öğretide de bir çok önemli kesişme noktası vardır. Her öğreti, içinde bulunduğu toplumsal koşulların ürünüdür ve o kültür için özel bir önem taşır. Hint ve Çin öğretileri aynı gövdenin iki ayrı dalı olduğu söylenebilir. Bu saptama doğunun altın orta anlayışının doğruluğunu göstermek için yapılmıştır. Hindistan´dan doğan Budizm´in, Çin´den başlayarak bütün komşu ülkelere yayılması gibi Konfüçyüsizm, Japon kültürü de dahil olmak üzere tüm Asya ülkelerinin geleneksel öğretilerini etkilemiştir. Burada biraz daha ileri giderek doğu düşüncesinin, batı ve İslam felsefesini etkilediğini söylemek asla iddialı bir sav değildir. Veda Mitolojisi Veda – Sanskritçe´de bilgi anlamına gelmektedir. Hint felsefesinin temel düşüncesini oluşturan veda mitolojisi, M.Ö. XVIII. yy. ile VII. arasında yazılmış dört kitaptan oluşmaktadır. Bu mitolojik anlatılarda önceki çağların ünlü kahinleri olan Rişilere Tanrılar tarafından bildirilen büyük doğrular aktarılmaktadır. Son derece karmaşık olmasına karşın, şiirsel bir üslupla ve olağanüstü ritmik ve akıcı bir anlatımla aktarılan öyküler sembollerle süslenmiştir. En çok işlenen konular evrenin yaratılışı, Tanrısal gizler, görünmeyen güçlerle iletişim kurma biçimleri, kahramanlık öyküleri gibi konulardır. Veda mitolojisi dört büyük kitaptan oluşmaktadır. Bunlar sırasıyla Rigveda, Samaveda, Yacurveda, Atharveda dır. M.Ö. XV. yy. da yazılan ve ilk yazılı edebi ürün olan Rigveda, 1028 ilahi ve 10.000´den fazla mısradan oluşmaktadır. Bu mitolojik öykülerde gök, yer, ateş, ışık, rüzgar, su; insanlar gibi acı çekmekte ve konuşmaktadır. İnsanlar, hayvanların çoğalması, tarımsal ürünlerin bol olması ve uzun yaşama özlemlerini içeren şiirlerle Tanrılara seslenmektedir. Şiirler Hint tarihinde Aryanlar olarak bilinen ve Hindistan´ın kuzeybatı bölgesine XV. yy´da yerleşmiş olan kavme aittir. Üstün ve soylu ırk anlamına da gelen Aryan terimi, yüzyıllar sonra Almanların faşist ideolojisiyle gündeme gelecektir. Aryanlar kent kültüründen uzak savaşçı köylüler ve göçebe çobanlardan oluşmuş bir halktır. Demircilik, maragozluk, çömlekçilik gibi el sanatlarında uzmanlaşmış olan bu insanlar, doğa güçlerine tapmaktadırlar. Rigveda döneminin sonuna doğru Tanrıların güçlerine yönelik kuşkular filizlenmekte ve anlatılarda alaycı bir üslup gözlenmektedir. Veda inanışındaki kırılmalar zamanla ilkel düşünceler yerine her şeyin aynı kaynaktan geldiği anlayışının yerleşmesine neden olmuştur. Bu dönem Samaveda olarak bilinmektedir. Samaveda – Sanskritçe´de ezgiler vedası Bu ezgilerde rahiplerin söyleyeceği ilahiler, ritmi ile birlikte aktarılmaktadır. Teknik özellikler gösteren bu yapıtta, Hint kültürünün en önemli öğesi olan müziğin kullanımına ilişkin ilginç örnekler vardır. Ancak bu dönemin ilginç özelliği, ilahileri okumanın bile yönetici konumunda bulunan rahiplere özgü bir hak olarak görülmesidir. Açıkçası toplumda katı sınıfsal ayrımlar oluşmuştur. Bu süreçte en önemli etkenlerden biri, Aryanlar olarak bilinen halkın kendilerini yerli halktan üstün görmeleridir. Böylece önce Çudralar olarak bilinen yerli halk aşağılanır ve kast sistemi oluşmaya başlar. Bu ayrışma sadece etnik temelde kalamamıştır. Yönetici olma ayrıcalığını korumak isteyen rahipler sınıfı, kutsal oldukları gerekçesiyle birinci sırayı alır. Brahmanlar olarak da bilinen rahipler Ksatriyalar - krallar, beyler, soylu savaşçılar Vaisyalar – köylüler ve satıcılar Çudralar Paryalar (dışlanmışlar) ile yola getirilemeyen yerliler, köylüler ve savaş tutsaklarından oluşan “dokunulmazlar” Artık kast yaşamını korumak, dinin ve onun emrinde bulunan devletin asıl görevidir. Devleti yönetme hakkı ise elbette Aryan ırktan gelen ve üstün nitelikleri gereği “seçilmiş” olan Brahman rahiplere aittir. Giderek karanlık ve gizemli bir havaya bürünen toplumsal yaşam, Brahman rahiplerinin kontrolündedir. Bilgi kaynakları ve Tanrı´ya ulaşma yolları onların denetimindedir. Tanrılara ulaşmak isteyen herkes, Brahman rahiplerini mutlu etmelidir. Bunun için onları ağırlayarak, yedirip içirmeli ve armağanlar sunmalıdır. Böylece Brahmanların yönetsel konumları ve sınıfsal üstünlükleri kurumsallaşır. Veda mitolojisinin üçüncü dönemi olan Yacurveda, formüller vedası anlamına gelmektedir. Bu mitolojik anlatılarda büyü, sihir ve kurban etme törenlerinde okunacak ilahiler bulunmaktadır. Ancak bu ilahiler sadece Brahman rahipleri tarafından değil Upanişadlar tarafından da okunabilir. Esasen Yacurveda mitolojileri, rahiplerin katı ve tutucu tavırlarına bir tepki olarak doğmuş ve Upanişad denen düşünürler tarafından kaleme alınmıştır. Upa – yakın Şad – oturmak Gerçeğe yakın oturan anlamında kullanılmaktadır. Aslında halk için değişen bir şey yoktur. Onlar şimdi gerçeğe sadece Brahman rahipleri aracılığıyla değil, Upanişadlar aracılığıyla da ulaşabileceklerdir. Dünyadaki yaşam acı ve ıstırap doludur. Bu dünyada her şey boştur. Bu anlayış gizemciliğin güçlenmesine neden olmuştur. Çünkü gerçek, örtülü bir biçimde iç dünyamızda gizlidir. Yapılması gereken iç dünyamıza yönelerek derinleşmek ve kendi varlığımız üzerinde yoğunlaşarak kendimize üstün olmaktır. Kendimize üstün olmak, sadece doğal isteklerimizi bastırmak değil, hiçbir şey istememeyi öğrenmektir. Bu dünyadaki her şey yanıltıcı bir görüntüden başka bir şey değildir. Dış dünyaya ilişkin bilgiler gerçeği yansıtmaz. Tek gerçek Maya´dır. Maya, Tanrısal gerçeğin kendisidir ve pek çok biçimde görünür. İnsan bu gerçeğe, kişiliğinin en derin özü olan Atman´la ulaşabilir. Atman, kişinin tüm bedensel isteklerinden arınık olan yüce yönünü, ruhu tanımlamaktadır. Şu halde her şeyin kaynağı olan Brahman; Atman´la birdir, aynıdır. Bu öğreti Tanrı ve insanın özde bir ve aynı olduğu inancına dayanır. Fakat insanların tümü, tanrısal öze ulaşamazlar. Bu onurlu kurtuluş, sadece Brahman...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





