Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
Psikoloji Ödevleri
  • Jean Paul Sartre

    Kaynakçası: Var
    Dosya Boyutu: 27 KB
    Eklenme Tarihi: 01-05-10
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazar ve filozoftur. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra, her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında Varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl´a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. O, her şeyden önce bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir Entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur. Hayatı Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Sartre ,babasının erken ölümü ile Freud´yen odipus kompleksinin yaşanmadığı bir çocukluk dönemi geçirdiğini iddia etmektedir. Bir otorite figürü olmadan geçirdiği çocukluk döneminde “katı superego-saldırganlık ve evlat itaati” gibi komplekslerden uzak kalmıştır kendi fikrince. Erişkin yaşamında ise ergenliğinden beri otorite karşısında konumlanmışlığını , başına buyruk geçirdiği çocukluk dönemi sonrasında burjuva yaşantısının (konformist) değerlerine itaat etme isteksizliği ile açıklar. İsviçre´deki Fribourg Üniversitesi´nde ve Berlin´deki Fransız Enstitüsü´nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928´de Simone de Beauvoir´la tanıştı. Sartre´nin yaşam planı “seyahat”,”çok eşlilik” ve “dürüstlük” üçlemesine dayanmaktadır.İki senelik bir ilişkiyi takiben birbirlerinden bir süreliğine ayrılabilir ve sonra yeniden bir araya gelebilirler.Burjuva ahlakının sadakat anlayışına hiç de uymayan bu yaklaşım daha sonra dünyada pek çok entelektüele ilham kaynağı oldu. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı.( 1943 ) Descartes, Kant ve Hegel gibi filozoflar 20. yy da yaşamak,onu açıklamak için yetersizdiler.Önceleri etkilendiği Freud ise zihnin özerkliğini reddettiği için kabul görmez..Bir arkadaşının önerisiyle Husserl okumaya başlar ve başlar başlamaz bu Alman felsefecinin “fenomenolojisi” onu hemen etkileyiverir.Husserl´i incelemek üzere bir senelik burs kazanır ve 1933 yılında Berlin üniversitesinde çalışmaya başlar.Almanya´da nasyonel sosyalist hareketin tırmanışa geçtiği bu dönemde Sartre solipsist (tekbenci) bir perspektifle varlığının bilincini ve deneyimlerinin özgür görüngülerini incelemeye adamıştır.Sartre ,fenomenolojik olanı takip ederken “olumsallık/contingency”(bir şeyin mutlak anlamda bir şeye karşılık gelmemesi-değişebilirlik-belirsizlik-şu ya da bu olabilme potansiyeli) fikrini geliştirir.Ampirizm´in savunucularında David Hume´nin görüşlerine katılarak nedensellik ilkesini sorgular ve zorunlu görülenin nesnelerde değil aslen zihinde bulunduğunu , zihnin ise bunu nesnelere yüklediğini ileri sürer..Zorunluluk-kesinlik olmadığı zaman dünyadaki her şey tıpkı varlığımız gibi olumsallaşır. Sartre´nin fenomenolojik bakış açısıyla yazdığı romanı “La Naussee” (bulantı) 1938´de yayınlandı.Roman Bouville eyaletinde amaçsızca yaşayan Roquentin adlı roman karakterinin yaşadığı olumsallık deneyimini konu ediniyordu. Bulantı ya da tiksinti insanın nesnelere verdiği anlam geri çekildiğinde, varoluşun olumsallığı ve saçmalığı idrak edildiğinde ortaya çıkar.Varolan veya kendinde varlık anlamdan yoksun,dünya ise temelsizdir.. Sartre´nin uyguladığı fenomenoloji yönteminde Husserl´inkinden farklı olarak bilince yansıyan “özlere/idelere” hiçbir anlam verilmiyor, tümüyle anlamsız ve usdışı oluşları ortaya çıkıyordu.İşte Roquentin´de kestane ağacını izlediğinde yavaş yavaş ortaya çıkan “bulantı” bundan kaynaklanıyordu. 1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve " Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği´ni desteklemiş, Fransa´nın Cezayir´e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir. 1956-60 arası Cezayir´in özgürlük savaşında Cezayir´i destekleyen bir Fransız aydın olarak öne çıktı.Ülkesinde çok tepki topladıysa da Sartre´nin aydın duruşu dünya için dikkat çekiciydi.Çağının sorunlarına yüz çevirmeyen,etkin ve sorumlu davranışları pek çok aydına örnek olmuştur. 1964 de “Les Monts” (kelimeler) adlı çocukluk otobiyografisi için verilen Nobel ödülünü,bir yazarın böyle bir ödül almasının onu kurumlaştırabileceği görüşüyle reddetti. 1967´de A.B.D´nin Vietnam savaşı esnasında işlediği suçları yargılayan ama etkisi pek sınırlı olan Russel mahkemesine başkanlık etti. 1952 den itibaren Marksist olan Sartre ,1960´da yazdığı “Dialektik aklın eleştirisi” adlı eserinde Marksist tarih anlayışından etkilendiğini açıkça ortaya koydu..Marksist felsefenin yaşanılan yüzyıl itibarıyla aşılamayacağını söyledi.Ancak Marksın tüm insanlık ilişkilerini yöneten “yokluk” sorununa gereken önemi vermediği eleştirisinde bulundu. Fransız komünist partisine resmi olarak katılmayan Sartre, Sovyetler birliğinin 1956 Macaristan ve 1968 Çekoslovakya işgalini eleştirmekten geri durmadı.Kızl Çin´e,Sovyetler Birliğine,Küba´ya giderek görüşmeler ve araştırmalar yaptı. Son yıllarında gözlerindeki rahatsızlık iyice ilerledi ve sonunda görmez oldu.Bundan sonraki çalışmaları Simone de Beauvoir tarafından daktilo edildi. Sartre´nin içki,hap,sigara,kadınlar ve çokça çalışmanın ağır yüküyle yıpranmış bedeni sonunda onu taşıyamaz oldu ve 1980 yılında , 74 yaşındayken öldü.Cenaze törenine katılan 25.000 kişi çalışmalarını yazdığı Latine Quarter´dan, Seine nehrinin sol kısmındaki kafelerin önünden geçirilerek defnedildi. Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. " 121´lerin Bildirgesi " olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı´nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russel Mahkemesi´nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968 olayları Sartre´ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler´in Prag´a müdahalesinin ve Fransa´daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973´te Liberation´u kurmuştur. 1974 yılında Sartre´ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı´nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolü konusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu. Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980´de Paris´te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvar olarak belirtilebilir. Varoluşçuluk Varoluşçuluk 19. Yüzyılın ikinci yarısında temelleri atılan ve 20.yüzyıl içersinde önemli ölçüde taraftar bulan bir felsefe akımıdır.Bireysel varoluş,özgürlük ve seçim yapabilme kudreti gibi temel varoluşçu esaslar çerçevesinde eser vermiş pek çok yazarın ortak çabalarının bir ürünü gibi görülebilir.Bununla birlikte bu kategoriye dahil edilen pek çok düşünürün, Heidegger örneğinde görüldüğü üzere “varoluşçu” oldukları şeklindeki düşüncelere açıkça karşı çıktıkları da görülmüştür.Varoluşçu yazarlar düşüncelerini açıklarken sistematik bir yöntem takip etmezler.Felsefelerini aforizmalar,meseller,manzum eserler, roman veya tiyatro oyunları gibi sanat eserleri aracılığıyla ortaya koymuşlardır. Varoluşçuluğun sistematik olamayan yapısı terimin açık bir tanımını yapmaya müsaade etmiyor.Ancak değişik yazarlarca ele alınan temaların birbirine benzer olanları seçildiğinde varoluşçuluğun ana hatları anlaşılabilir. Bu temalara bakalım: 1. Bireysel ahlak anlayışı: Varoluşçuluk(existentialism) terimini ortaya koyan ilk filozof Kierkegaard olmuştu. Kierkegaard yazılarında, doğru ve yanlışın ayırt edilebileceği rasyonel (akılcı) ve objektif(tarafsız-nesnel) hiçbir normun olmadığını vurguluyordu. Birey için en yüksek iyi hayatını adayabileceği , uğrunda ölebileceği kendi doğrusunu arayıp bulmaktan geçiyordu. Kierkegaard dini bütün bir Protestan olmasına rağmen Danimarka kilisesi ile savunduğu bireyci ahlak anlayışı ve otorite karşıtı tavrı ile karşı karşıya geldi.Toplum tarafından benimsenen ahlaki normların sıradan bir takipçisi olan birey Kierkegaard´tan sonra Nietzsche tarafından da ağır biçimde eleştirildi. Nietzsche ; "merhamet , yardım ve koşulsuz sevgi" temaları etrafında şekillenen Hıristiyan ve Musevi ahlak anlayışının, "iktidarın" soylu ve kudretli olanların elinden güçsüz ve aciz insanlarca alınmak üzere tasarımlandığını savladı..Nietzsche´nin yapıtlarında “sürü ahlakı” olarak nitelediği Musevi ve Hıristiyan ahlakını acımasızca eleştirildiği görülür Fransız filozof J.P. Sartre ise 20. Yüzyılın ikinci yarısında başta Fransa olmak üzere Avrupa ülkelerinde geçerli “burjuva ahlakına” bireyin kendi doğrusunu bulma, seçme özgürlüğünü kısıtladığı, dürüst ve otantik ilişkiler kurmaya imkan vermediği gerekçesiyle karşı çıkıyordu. 2. Özgür seçim: Varoluşçuluğun esasları arasında ön sıralarda görünen bir tema özgür seçimdir.İnsan bir boşluğa atılmıştır,çevresi belirsizlikle çevrilidir.Akılcı ve objektif değerlendirme yapabileceği bir dünya değildir burası.Olsa olsa “saçma” bir dünyadır.Ama yine de ölüme kadar,o son nihai noktaya erişinceye kadar yaşamak ve seçmek zorundadır.Seçimleri insana bir “öz” verecektir.İnsan özgür iradesiyle yaptığı seçimler sonucu kendisini yaratacaktır.Sartre´nin ünlü söz “varoluş özden önce gelir” şeklindedir.Bu ifade geleneksel felsefe ile varoluşçu felsefe arasındaki yol ayrımına işaret etmektedir. Geleneksel felsefede öz önce gelir. Geleneksel(Platoncu/idealist) felsefeye göre örneğin bir masanın bir özü vardır. Masa türlü biçimlerde ve türlü maddelerden yapılmış da olsa özünde bir masadır. Zihindeki masa imgesi masa nesnesini önceller.Oysa insan söz konusu olduğunda durum böyle değildir.Birey doğuştanbir öze sahip değildir.Sadece doğumuyla vardır,var olmuştur.Ama zamanla yaptığı seçimler ile yarattığı emsalsiz insan sayesinde özünü kişiliğini bulacak ve kendisini gerçek anlamda yaratacaktır. Özgür seçim mutlak sorumluluğu da beraberinde getirir.Sartre, insanın özgür iradesini kullanamayışını,kendi doğru ve yanlışının peşine düşemeyip toplumun değer yargılarına yaslanan "otantik olmayan" bir yaşam sürüşünü “kötü inanç” olarak nitelendirmiştir. Sartre´nin bir süre Freud okuyup oldukça etkilendiğini biliyoruz.Filozofun bir süre sonra Freud ve öğretisinden uzaklaşmasının sebebi Freud´un bilinçdışı belirlenimciliğe verdiği önemdir.Bilinçdışı belirlenimcilikten (determinizm) bahseden psikanaliz,Sartre´nin kuramını üzerine oturttuğu açık bilince ve özgür seçime imkan vermediği için dışlanmış görünüyor. Öznellik savunusu (subjectivity):Bireyin varoluşu içerisinde diğerlerinden farklılığını ve biricikliğini savunur ; akılcı ,dizgeci...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
511
Anahtar Kelime Sayısı
21547
Bu web sitesi bir google fenomenidir.
Bu siteden sadece ödev indir ilir.