- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Psikolojide İnsan Modelleri Ders Notları
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 27 KB
Eklenme Tarihi: 02-05-10
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Düşünme Tarihinde İnsana ilişkin Anlayışlar Psikoloji, sosyoloji, sosyal antropoloji gibi, her bilim temelde belirli bir insan anlayışı/görüşü üzerine kurulur. Bazıları bunu açık yapar, bazıları örtük yapar. İnsan sorunu önce felsefenin devamlı bir konusudur. Fakat bir “insan felsefesi” sorunu yeni çağ ile birlikte ortaya çıkar. Kıta Avrupası açısından bakıldığında insan anlayışları şöyledir; 1. Yahudi Hıristiyan geleneğinin insan anlayışı; yani Adem ile Havva ve cennetten kovulma olayı 2. Antik Yunan insan düşüncesi; yani insanın akıl, logos, ratio sahibi bir varlık olarak algılanması 3. Doğa bilimleri ve genetik bilimlerinin insan düşüncesi (anlayışı); yani insanın yeryüzündeki gelişmenin/evrimin en son ürünü olduğu düşüncesi ve doğadaki diğer benzerlerinden yalnızca enerji ve yetilerinin karışımı derecesi bakımından fark olması (öz fark yok, derece farkı var). Her üç insan anlayışı da aralarındaki küçük farklara rağmen insanı diğer canlılarla yani hayvanlarla karşılaştırır. İnsanı hayvandan ayıran temel yapısal özelliğin ne olduğunu arar. Batı insan düşüncesi –örnek. M. Scheler- Antik Yunana insan anlayışını temel alır, insanı hayvandan ayıran temel özelliğin “akıl” olduğunu belirtir. Böylece; İnsan özgür bir varlıktır İnsan akıl sahibi bir varlıktır İnsan irade sahibi bir varlıktır Ancak Antik Yunan´da akıl sahibi ve özgür olması belli kişilere - üst katmana ait bir özelliktir. Ortaçağda “akıl” Tanrı ile özdeşleşmiştir. İnsan felsefenin konusudur ancak merkezi konumda değildir. Agustinus & T.Aquinas´a göre insan Tanrı tarafından kendi benzeri/sureti olarak yaratılmıştır. Kendi başına hakikate ulaşamaz. Adem´in düşüşüyle (cennetten kovulması) tanrısal güçlerini kaybetmiştir. Tanrının inayetine (koruyuculuğuna) muhtaçtır. Rönesans dönemi ile insanın ortaya çıkışı gerçekleşiyor. Kant=> Dünyaya fırlatılma; “git kendin ol”, “insanın ne olduğu” problem haline geliyor. İnsanın bilimsel olarak araştırılması gündeme gelir. İnsanı ampirik olarak inceleyen bir felsefe dalı gelişir: felsefe antropolojisi: insanın ampirik olarak araştırılması İnsana İlişkin İki Temel Anlayış Önce belirtilen üç insan anlayışı, kültür ve düşünce tarihi içinde iki temel anlayışa indirgenebilir: İnsan a) antik Hıristiyan insan anlayışı (homo sapiens=bilgin insan=akıllı insan) b) natüralist insan anlayışı (homo faber= alet yapan insan) a)antik Hıristiyan insan anlayışı (antik yunan, Hıristiyan ortaçağı, ortaçağ, Rönesans, klasik). Bu insan imajında insan yukarıdan, ruh yönünden, tanrıdan bakışla görülür. O “yaratımın tacı”dır “Homo sapiens” teorisi antik yunan kökenlidir. Heroid (İÖ ~700), Homer (İÖ ~800) gibi yazarlardan sonraantik yunan felsefesinin devamında dünya, “anlam dolu bir düzen” olarak algılanır (=kosmos). Bu düzenin ortaya çıkışı ve devamı, gelişimi üst bir ilke ile ilişkisi içinde görülür. İnsan bu kosmosun içine örülmüş olarak görülür. Fakat o doğanın bir parçası değil, aynı zamanda “akıl” ile tanrısallığa katılım halindedir. Bu düşünce antik yunandaki bir çok düşünürde görülür. Bu düşünce yine Platon´un, Aristotales´in ve Aristo sonrası felsefede önemli bir yer tutar. Böylece “ruhun ölümsüzlüğü” ilkesi ile insan doğadan ayrılır. Hıristiyanlar “ilk günah” öğretisi ile Antik Yunan anlayışını devam ettirir. İnsanın ruhsal (tinsel) yönüne ağırlık verir. Aynı düşünce yeni çağda da hiçbir kayıba uğramadan devam eder. R. Descartes (1650)´ın “dual insan görüşü” ruhsal yaşama öncelik verir. Aynı şekilde; I. Kant: insanın otonomisi J.G. Fichte: İnsanın özgürlüğü F. Schelling: insanın tinsel bir varlık olduğu G.W.F.Hegel: Tin tüm oluşumun özüdür (Kant: fiziksel yasalar vardır, ancak insanın aklında (pratik aklı) bireysel yasaları vardır. İnsanı tanımlarken insanın özgürlüğünü iradesi ve pratik aklı ile ele alır). Özetle; antik yunan ve Hıristiyan insan anlayışında insan, tanrı, ruh üst taraftan görülür ve tanrının bir parçasıdır, eksiktir, tekrar onunla buluşmak, birleşmek ve böylece tamamlamak arzusundadır. b) natüralist insan anlayışı; natüralist ve biyolojist insan anlayışı. Burada insan aşağıdan, madde tarafından, hayvan tarafından anlaşılır. Bu düşüncenin taraftarları “materyalist” bir düşünceye sahiptirler. - Antik Çağ´da Epikür (İ.Ö. 270) - Orta Çağ´da “madde dünya ilkesidir” düşüncesi. Doğanın akışı mekanik olarak cereyan eder yani “etki-tepki ilkesi” ne göre - 17. yüzyılda T. Hobbes (1679) - 18. yüzyılda Jülien Oltray de Lamettrie (1752), Dietrich van Holbach (1789) - 19. yüzyılda Karl Vogt (1899), Jacop Moleschott...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





