- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Psikolojinin Geleneksel Paradigması
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 28 KB
Eklenme Tarihi: 18-05-10
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Tarif olarak paradigma şeylerin nasıl yapılması gerektiğine dair model ya da bu modele hizmet eden varsayımlar anlamındadır. Dolayısıyla bilimde kullanılan varsayımların çerçevesi olarak tarif edilebilir. Psikolojinin kabul ettiği paradigma ise doğa bilimlerinin paradigmasıdır. Bugün ise genelinde doğa bilimleri paradigması içinde Kartezyen düşünce sistemine uygun şekilde kendini şekillendirip biçimlendirmiştir. Psikoloji bütün doğa bilimlerinde baskın olan mantıksal pozitivizmin etkisi ile bilim olmanın şartını tamamen felsefeden kopmada bulmuştu. Bu felsefeden kopuşla araştırma nesnesi olan insanı yeniden kendi bilimsel anlayışı çerçevesinde tanımlama zorunluluğu ile karşı karşıya kalmıştır. Bu tarif için önce açıklanması gereken psikolojinin ontolojisini nasıl kurguladığıdır. Ardından bu ontolojinin izin verdiği epistemolojinin ne olduğu ve bu bağlamda kurulan insan modelinin ne olduğu tarif edilecektir. Deneysel Sosyal Psikolojinin Ontolojik ve Epistemolojik Tercihi Ontoloji şeylerin ne olduğunu dünyadaki varlıkların temel kategorilerinin neler olduğunu sorar. Psikoloji tıpkı doğa bilimleri gibi deneysel yöntemi kabul ederken dolayısıyla da aynı ontolojik kavrayışı kabullenmiştir. Doğa fenomeni yerine sosyal fenomen yerleştirilerek ontolojik problem halledilmişti. Bu ontolojide temel varlıklar ile ilgili kavramlaştırmalar şeyler ve olaylardır. Psikolojide bunlar önceleri psyche iken sonra organizma, davranış ve kognisyon olmuştur. Olaylar ve şeyler birbirine çeşitli türden sebep-sonuç ilişkileri ile bağlanmıştır. Bunu ontolojik varsayımı kabul eden psikolojinin insan modeli nedenseldir. İnsan hayatı her biri sebep-sonuç ilişkisi içerisinde açıklanabilecek olan bireysel mekanizmaların birbiri ile çevre ile davranışla etkileşimlerinin bir toplamıdır. İnsanoğlu hiyerarşik olarak düzenlenmiş, işleyişinin büyük bir kısmını kendisinin de fark etmediği, bir kognitif mekanizmalar kümesi olarak mütalaa edilmektedir. Bu mekanizmaların psikolojinin bazı yaklaşımlarında bedensel bazılarında ise zihinsel olması gerektiği varsayılır. Psikolojinin nedensel insan tasviri ve zihinde işleyen temel kognitif mekanizmaları keşfetmeyi amaçlayan yöntem anlayışı edindiği doğa bilimleri modelinden kaynaklanmaktadır. Epistemoloji varlıklara şeylere dair neye bilgi denileceği, neyin geçerli bilgi sayılacağı ve bu bilginin nasıl elde edileceği ile ilgilenir. Psikolojiye uyarladığımızda sosyal dünyaya dair (inançların ya da kanaatlerin tersine) geçerli bilgiyi neyin ortaya koyduğu ve psikologların bunları nasıl elde etmesi gerektiği hakkında yapılan varsayımlardır. Doğa bilimi olmaya karar veren psikoloji bu bağlamda pozitivizmi bilim olmanın ve bilim yapabilmenin tek ideolojisi olarak kabul etti.(pozitivizm dış dünyadaki olaylarla insanların bu olaylara dair bilgileri arasında doğrudan birebir bir sebep-sonuç ilişkisi olduğunu söyler.) Pozitivizme göre sözgelimi kişilerin sosyal dünyadaki önyargılı davranışları ile zihinlerinde işleyen tutumları arasında sebep-sonuç ilişkisi vardır. Psikolojinin hedefi işte bu sebep-sonuç ilişkisine mümkün olabilecek en kesin şekilde yaklaşabilmektir. Genelde psikoloji özelde ise deneysel sosyal psikoloji epistemolojik tercihini mantıksal pozitivizmden ve onun pozitivist-empirist yöntem anlayışından yana kullandı. Kartezyen Paradigmada Özne, Fail veGerçeklik Araştırma nesnesi insan olan psikolojinin benlik, bilinç ve zihin temel kavramlarıdır hepsinin çıkış noktasıda özne kavramıdır. Özne kavramı esasta felsefeye aittir, psikoloji ise felsefeden kendisine yansıdığın şekli ile kullanır. Bu özne anlayışı Batı düşünce hayatını ve gündelik yaşantısını bugüne kadar taşımıştır. Özne kavramından hareketle incelenen benlik kavramının batı dünyasında gündelik yaşantısındaki yerine dünyevileşme sürecinin bir ürünü olarak bakılabilir. Batı dünyasındaki bu sürecin doğurduğu önce aydınlanma ve sonrasındaki modernite projeleri hem gündelik hayatta sıradan bireyin kendini kavramlaştırmasında kullandığı bilgiyi, hem de bugünün batılı bilim anlayışını esastan belirlemiştir. Ortaçağın sonlarına kadar Hristiyan-Yahudi Avrupa´nın düşünce yapısında insan, Tanrı ve onun yarattığı evrene ve dünyaya ait bir varlıktır. Arka arkaya yapılan coğrafi keşifler, icatlar astronomideki, tıptaki yeni bilgiler ve yanı sıra siyasi değişimler yani derebeyliklerin yerini Roma daki Papa dan bağımsız yeni devletlerin ve sistemlerin almaya başlaması ile kilisenin bu dünyevi toplum kurumlarında yeri ortadan kalktı. Böylece sıradan insanın gündelik yaşantısında Tanrı ile dünya arasındaki bu bütünlük duygusu önce sarsıldı sonrada araya giren mesafe ile yarılıp ayrıldı. İşte bu dönemler (1600 ler) Rönesans ve Hümanizmin kendini Ortaçağ düşüncesinden kopardığı dönemlerdir. Bu bağın kopuşu kendiliğin ve bireyin yeniden keşfi ile olmuştur. Rönesansın en önemli teması insanın dünyanın merkezinde olduğudur.Bu dönemin düşüncesine göre insan kendi yarattığı bir şeydir ve kendi kaderine karar verendir. Rönesans döneminin felsefecilerinden Pico ya göre Tanrı insana özgür irade ve seçtiği eylemi özgür yargılama yetisi vermiştir, dolayısıyla insan daha çok yaratıcının kendisi gibidir ve yeryüzünün diğer sakinlerinden farklıdır (kendini doğadan farklılığı üzerine anlamlandırma, iç-dış dünya ayrımı), kendi hayatını seçmede sınırsız özgürlüğün üstünde yürür. Dolayısıyla gelinen noktada artık Tanrı evrenin merkezinde değildir, bir başka evrendedir. Buradaki evrenin merkezinde insan vardır ve bu evren ona aittir. Artık doğruları yanlışları belirleyecek kuralları koyacak olan kendisidir çünkü insan yaşama tarzını seçme hürriyetine sahiptir. Yani faildir. İnsan varlığını Tanrı da değil kendinde, kendi eylem ve yaşantılarında bulabilir. Neyin yanlış neyin doğru olduğuna karar verme sorumluluğu artık bu özgür adama aittir. Bu insanın önündeki problem büyüktür. Tanrıdan ayrışan ve kendini bu dünyanın merkezine oturtan insan artık gerçeklikle ilgili yeni bir dayanak noktası bulmalıdır. Eskiden geçekliğe dair dayanak noktası, bilginin referansı Tanrı idi, neyin doğru neyin yanlış olduğunu Tanrının kurallarına bakarak görmek mümkündü. Cevaplar bu kurallardaydı. Ama şimdi neyin doğru neyin yanlış olduğunun cevabını insanın kendisi verebilmekteydi. Çünkü tüm sorumluluk artık sadece ona aittir, verdiği kararlardan, eylemlerden sadece kendisi sorumluydu. Öyleyse bu dünyada neye kesin kati denmeliydi? Bunu neye göre demeliydi? Dünya ile ilgili gerçeklik bilgisi ne idi? 1600 lerin başlarında bu atmosferi soluyan Descartes için bu halin açtığı birey olma krizi onun düşüncelerinin daha doğrusu sorduğu soruların kaynağı idi. Doğru olan neydi, kesin ve kati şüphe götürmez olan neydi? İnsan için kesin...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





