Soyut sanat yaşamın dışında değildir. Tam tersi yaşamın özüdür. Öznelliğin içinde düşüncenin oluşlamasıdır. Aşkın niteliklerin soyut sanatı güncelliğin dışına çıkardığı bir gerçektir. Güncelliği aşan bu çıkışlar olmasa sanat olur muydu? Soyut sanat, insana ve topluma yabancılaşmaymış gibi algılanmaya çalışılmakta. İnsan çıkışlarında ve çabalarında; insanı, ağırbaşlılığım, sıcaklığım bulmak durumunda değildir. Böyle bir anlayıştaki yaklaşım onu geriye götürür. Yeniden geleneksel, figüratif arayışlara yöneltir. Geçmişe dönmek, geçmişi tekrar etmek söz konuşu değilse tekrar olmayacaktır. Çağdaş bilimin, felsefenin ve sanatın değişen ideleri yeni bir gerçekliğin doğmasın) sağlamıştır. Bu yeni dünya gerçeği, yeni bir varlık yorumu ortaya çıkarmıştır. Doğal gerçeğe duyusal bağlılık, Rönesans sonrası sanat anlayışlarının içinde kendini göstermiştir. Obje, tuval üzerindeki yapıtı belirleyen olmuştur. Empresyonizm (izlenimcilik) de doğanın duyusal algılanmasına dayanmaktadır. Öte yandan da çizgi, renk, ışık değişimleriyle sübjektifliği oluşturmuştur. Empresyonizmin bu çıkışıyla ondokuzuncu yüzyılın objektif anlayışları yerini yirminci yüzyılın sübjektif anlayışla nna bırakmıştır. Nesnel doğal varlık, düşünsel soyut kavrayışlar sistemine dönüşmüştür. Bilimin ve felsefenin değişimler zincirinde varlığın anlamı, nesnenin kendisinden, varlığın anlamına kaymıştır. Nesne duyularla algıladığımız bir varlık olmayıp, bilinç ve ben yüklediğimiz düşünsel bir varlık olmuştur. Nesne değil, nesnenin anlamına yönelen, onun içine giren bir gerçekliktir. Nesneler dünyasının karşısına düşünceyi koymak, düşünsel algılamalar sonucu yeni ilgilerin gerçekleşmesine yönelimdir.
Duyusal algılamalardan, tekrardan, görülebilir olandan arınarak; varlığı görünebilir kılmayı amaçlamaktır. Görünür kılınan gerçeklik duyularla algılanan gerçeklik olmayıp, onların anlamıdır.
Nesnel gerçeklikten özü ayrı olan bu gerçeklik, düşünsel, soyut gerçekliliktir. Bu anlayışla soyut sanat düşünsel değerler dünyasına girmiş olur.
Kendi yaşamsal gerçeğimiz içinde nesneler dünyasını iki duruş ile algılayabiliriz. Birisi genel tavır, bir diğeri fenemolojik tavırdır. Genel tavır; genel doğal tez kavramı temelinde nesneleri ve değerleri reel olarak görmemizdir. Görülen bu gerçeklik, dogmatiknaif bir gerçekliktir. Asıl gerçeği vermez. Nesnelerin ve değerlerin duyusal algılandığı pratik bir dünyayı tanımamızı sağlar. Doğal tavırda, canlı yaşam süreklidir. Her türlü şüphe ve reddin dışında var olandır. Dogmatik nahif tavrı parantez içine alan, genel doğal tezin değiştirilmesine dayanan ve amaç edinen duruş fenomolojik tavırdır. Nesneler ve değerler dünyasının karşısına düşünce derinliğim koyar. Fenomolojik tavır şüpheci, eleştirel ve indirgemeci bir bakıştır. Duyularla algılamayı değil, varlığın özüne ulaşmaya çalışır. Varlığın kendisini değil, anlamım algılamaya çalışır. Bilimde ve felsefede görülen bu soyutlaşma gerçeğine paralel sanatta da köklü bir soyutlaşma gerçekliğinin oluştuğunu görürüz.
Sanat doğal ve nesnel görüngülerden uzaklaşırken kendine özgü soyut biçimler dünyası oluşturur. Sanatın oluşturduğu soyut biçimler dünyasına paralel, kültürel etkinlikler de aynı eğilimi gösterir. Sanat temel bir eğilim içinde soyutlaşırken, bilim ve felsefede de soyutlaşmayı görürüz. Nesnel doğa bilimlerinin algıladığı katı madde bugün çözümlenmiş durumdadır. Bu çözümlenmenin sonucunda sürekli..............
!!Ödevin Tamamını Görebilmeniz İçin Ödevi İndirmeniz Gerekmektedir!!
|