- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama

-
Sosyal Güvenlik Reformu ve İşsizlik Sigortası
Kaynakçası: Bilinmiyor
Dosya Boyutu: 27 KB
Eklenme Tarihi: 09-05-08
Dosya Şifresi: www.jxiy.com
Dosya Açıklaması : Türkiyede 1999 yılı Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarının gündeminin önde gelen birkaç maddesinden biri, "sosyal güvenlik reformu" adı verilen yasa tasarısıydı. Bu konu, imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde uluslararası tahkimi getirecek, özelleştirmeye anayasal güvence sağlayacak ve Danıştayın yetkilerini kısıtlayacak Anayasa değişikliği ile birlikte, tam bir bütünlük oluşturuyordu. Bunlar, uluslarüstü ve ulusötesi sermayenin talepleriydi. Hükümetin, IMFnin talepleri doğrultusunda uygulamaya soktuğu politikalar, Türkiyenin toplumsal tarihi açısından önemli bazı gelişmelere yol açtı. Hükümeti oluşturan siyasal partiler, halkın büyük çoğunluğunun düşünce ve taleplerini gözardı ederek, ulusötesi sermayenin politikaları doğrultusunda davrandı. Buna karşılık, başta TÜRK-İŞ olmak üzere çeşitli kuruluşlar yaygın eylemler örgütlediler. Emek Platformu oluştu. Ulusötesi ve yerli sermaye ile bir bütün olarak halkımızın ve ülkemizin çıkarları çok açık ve net bir biçimde karşı karşıya geldi. Çok farklı siyasal eğilimlerin yönetimlerde bulunduğu işçi ve kamu çalışanı konfederasyonları ilk kez belirli eylemleri gerçekleştirmek amacıyla biraraya geldi. 1998 yılı sonlarında TÜRK-İŞ, HAK-İŞ ve DİSK arasında belirli ölçüde kurumsallaşan işbirliği, 1999 yılı başında KESK, Türkiye KAMU-SEN ve MEMUR-SEN ile ortak bildiri yayınlayabilme noktasına gelişmişti. 14 Temmuz 1999 günü oluşturulan Emek Platformu ise, bu altı örgüte ek olarak, ilk kez üç emekli örgütünü de kapsadı. 6 meslek birliği de bu işbirliği platformuna katıldı. Emek Platformu, bileşenleri açısından bakıldığında, çalışanların bugüne kadar gerçekleştirilen en yaygın ve kapsamlı örgütlenmesidir. TÜRK-İŞ Başkanlar Kurulunun 12 Temmuz 1999 günlü kararıyla 24 Temmuzda Ankarada büyük bir miting yapılması kararlaştırıldı. Bu kararı, Emek Platformunu oluşturan diğer kuruluşlar da benimsedi. Böylece, 24 Temmuz 1999 günü Ankarada Türkiye tarihinin en büyük işçi ve kamu çalışanı mitingini gerçekleştirildi. 13 Ağustos 1999 günü ülke çapında üretimden gelen güç oldukça başarılı bir biçimde kullanıldı. Türkiye tarihinde ilk kez tüm siyasal eğilimlerden kişiler ve tüm işçi ve kamu çalışanı örgütleri, Türkiye tarafından onaylanmış 87 sayılı Sözleşmede yer alan meşru ve demokratik direnme haklarını birlikte kullandılar. Sosyal Güvenlik Reformu Yasa Tasarısı ve Anayasa değişiklik teklifleri ile bunlara gösterilen tepki, Türkiyede sınıfsal ve ulusal saflaşmaların netleşmesi açısından önemli bir dönüm noktasıdır. ULUS-DEVLET VE SINIFSAL ÇIKARLARIN BÜTÜNLÜĞÜ Ulusötesi sermayenin ve onun beyni ve sözcüsü IMFnin, sosyal devleti yok edecek biçimde bazı talepleri dış kaynak sağlamada önkoşul olarak getirmesinin çeşitli nedenleri vardır. Bunun birinci nedeni, ideolojiktir. İşverenler, kapitalizmin İkinci Dünya Savaşının sonlarından 1970li yıllara kadarki "Altın Çağ"ında sosyal devleti kabul etmişti, kabul etmek zorunda kalmıştı. İşverenler, kapitalizmin günümüzdeki durgunluk ve krizler çağında ise sosyal devleti reddetmektedir. Sosyal devlet ve SSK gibi kuruluşlar bu nedenle hedef durumundadır. İkinci neden, çağımızda önemli miktarlara ulaşan emeklilik fonlarını özel sigorta şirketlerinin, çok karlı bir alan olan sağlık hizmetlerini de özel sağlık şirketlerinin denetimine verme çabasıdır. Ancak bu konunun en az bu kadar önemli bir başka boyutu daha vardır. Özellikle Türkiye gibi bağımsızlığını bir ulusal kurtuluş savaşı ile elde etmiş ülkelerde, devletin sınıflarüstü bir boyutu da sözkonusudur. Ayrıca, ulusötesi sermayenin, çağımızda gelişmekte olan ülkelerde ulus devletleri zayıf düşürücü politikaları da hesaba katıldığında, ulus devletin savunulması, işçi sınıfının da önde gelen görevi olur. Ulusötesi sermaye, sömürgeleştiremediği bazı devletleri ve ülkeleri, bir taraftan bölgesel çatışmalar yoluyla zayıflatır, böler, parçalar. Böylece de hakimiyetini pekiştirmeye çalışır. Ulusötesi sermaye, diğer taraftan ise, "devleti küçültelim" anlayışını yayar, ulus devleti zayıflatır, ulus devletin kendi halkı ile olan ilişkilerini ve bağını iyice azaltır ve böylece devlet üzerindeki hakimiyetini artırır. Günümüzde ulusötesi sermayenin hakim olduğu Avrupa Birliği ülkelerinin büyük bir bölümünün PKKya veya daha genelinde Kürtçü hareketlere verdiği desteğin arkasındaki mantık, budur..............

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Yorum yapan | Tarih |
| Başlık | |
| Yazı | |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





