Ülkemizde sosyal güvenlik sisteminin geçmişi imparatorluk dönemine kadar uzanmaktaysa da bu konudaki yasal düzenlemelere 1930lu yıllardan itibaren başlanmıştır. 1964 Yılında yürürlüğe giren 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununda değişik adlar altındaki sigorta kolları ile ilgili kanunlar toplanarak, günün koşullarına göre Sosyal Güvenlik Sistemimiz bir ölçüde müesseseleşmiştir. İzleyen yıllarda köklü ya da dar kapsamlı çeşitli değişiklik/ilaveler yapılmış ise de sistem çağdaş, sigortalı ve işverenin beklentisini karşılayacak duruma gelememiştir.
Anayasamızın 60. maddesi sosyal güvenlik hakları ile ilgili hükümleri düzenlemekte ve Anayasada; “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak şekilde gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” Hükmü yer almaktadır. Ancak sosyal güvenlik sistemi incelendiğinde, Devletin sosyal güvenlik harcamalarına katkısının, Anayasada yer alan görev ve gösterdiği iktisadi genişleme ile uyumlu olmadığı, hatta çoğu zaman sistemi zorladığını öncelikle belirtmek istiyorum.
2001 yılı verilerine göre, ülkemizde toplam 58,9 milyon kişi sosyal güvenlik kapsamındadır. Bunun yaklaşık 11.6 milyonu aktif sigortalı (SSK; 6 milyon, T.C.Emekli Sandığı; 2.2 milyon, Bağ-Kur; 3.3 milyon, Özel Sand. 73 bin), 6.3 milyonu pasif sigortalı ve 41 milyonu da bağımlılardan oluşmaktadır. Görüldüğü üzere ülkemizde kapsamı en geniş sosyal güvenlik kuruluşu olan Sosyal Sigortalar Kurumu, yaşlılık ve sağlık başta olmak üzere, aktif ve pasif sigortalılar ve bağımlıları ile birlikte 33.1 milyon kişiye hizmet götürmektedir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik kapsamındaki nüfusun % 56.2si SSKya tabidir.
Ülkemizde tüm finansman yükünün işçi ve işverenin üzerinde olduğu bir sosyal güvenlik sistemi vardır. Mevcut haliyle, SSK bütün Batılı ülkeler arasında, işsizlik sigortası hariç devlet katkısı olmayan tek sosyal güvenlik kuruluşudur. Ayrıca Avrupa ülkeleri arasında işçi ve işverenden kesilen prim oranları açısından ilk sırada yer almaktadır. Ödenen yüksek primlere karşılık, sosyal güvenlik kuruluşlarının sağladığı imkanlar ve verdiği hizmetin yetersizliği tartışmasızdır.
Bugün gelinen noktada, bütün ilgili kesimlerin yakındığı, hiç kimseyi memnun etmeyen bir sosyal güvenlik sistemi oluştuğu görülmektedir. Sistemin doğrudan ilgili tarafları olan sigortalılar; düşük gelir ve yetersiz sağlık hizmetlerinden, işverenler; ağır prim yükünden, devlet ise; Milli Gelirin neredeyse % 5ine yaklaşan finansman açıklarından şikayetçidir.
Yıllar boyu süregelen popülist politikaların sonucu olarak, sosyal güvenlik sistemimizin temel göstergeleri çok ciddi boyutlarda bozulmuştur. Bu konudaki en belirgin gösterge, erken yaşta emeklilik uygulamaları nedeniyle emekli sayısının çalışan sigortalı sayısına oranı olarak tanımlanan, sistem bağımlılık oranının yüksekliği olmaktadır. Gelişmiş ülkelerin sosyal güvenlik sistemlerine göre, en az 4 olması gereken aktif/pasif sigortalı oranının, bugün ülkemizde maalesef 2nin altına düşmüş olduğu bilinmektedir..............
!!Ödevin Tamamını Görebilmeniz İçin Ödevi İndirmeniz Gerekmektedir!!
|