Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
EBook Ödevleri
  • Tanrıların Arabaları Erich Von Danıken

    Kaynakçası: Yok
    Dosya Boyutu: 105 KB
    Eklenme Tarihi: 28-06-08
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : YİRMİNCİ YÜZYIL İNSANI, türününevren dekitek örneği midir? Başka yıldızlardan gözümüzle görebileceğimiz örnekler gelmediği sürece bu soruya verilen, Evet,dünya mız, üzerinde insan yaşayan tek gezegendir! karşılığı geçerli ve inandırıcı kalacaktır. Ancak son araştırma ve bulgulardan ortaya çıkan gerçekler dikkatle incelendiğinde, soru işaretleri ormanının büyüdükçe büyüdüğü görülecektir. Astronomlar bulutsuz bir gecede çıplak gözle 4500 yıldız görülebileceğini söylüyorlar. Küçük bir gözlem evi teleskopu bu sayıyı iki milyona çıkarabiliyor. Modern yansıtıcı teleskoplarca, Samanyolunu oluşturan milyarlarca yıldızın ışığını gözlemciye getirmek gücünde. Ancak, evrenin heybetli ölçüleri açısından Samanyolu, çok daha büyük bir yıldızlar sisteminin ufacık bir parçasıdır. Bu sistem yirmiye yakın galaksiden oluşur ve yarıçapı bir buçuk milyon ışık yılıdır. (1 ışık yılı, ışığın bir yılda aldığı yoldur ve 300.000 x 60 x 60 x 24 x 365 = 9.460.800.000.000 kilometreye eşittir). Ancak böylesine korkunç bir sayıyla anlatılan bu sistem bile, elektronik teleskopların gösterdiği nebulaların büyüklüğü karşısında küçücük kalır. Astronom Harlow Shapley, teleskoplarımızın görüş alanı içinde yaklaşık olarak (100.000.000.000.000.000.000) yıldız bulunduğunu ve bunların binde birinde gezegenler sistemi bulunduğunu tahmin ediyor. Bu tahminin temelinden hareketle, söz konusu yıldızların binde birinde hayat için gerekli koşullar olduğunu kabul edersek, geriye (100.000.000.000.000) yıldız kalıyor. Peki, bunların kaçında hayata uygun atmosfer var? Binde birinde mi? Öyleyse (100.000.000.000) yıldız hayat için gerekli atmosferi taşıyor demektir. Daha ileri giderek, bunların binde birinde hayatın ortaya çıktığını düşünürsek, şu anda üstünde hayat olan 100 milyon gezegen bulunduğu anlaşılır. Bu hesaplar, günümüzün tekniğiyle yapılan teleskopların gösterdiği yıldızlar temel alınarak yapılmıştır. Bu arada tekniğin her gün gelişmeler gösterdiği unutulmamalıdır. Biyokimyacı Dr. S. Millerin varsayımını izlediğimizde hayatın ve hayat için gerekli koşulların, birtakım başka gezegenlerde daha çabuk gelişmiş olabileceğini görürüz. Bu varsayımı kabul edersek, 100.000 gezegende, bizimkinden daha gelişmiş uygarlıkların bulunduğunu da kabul etmemiz gerekir. Tanınmış bilim adamı, yazar ve W. von Braunun arkadaşı Prof. Dr. Willy Ley, New Yorktaki konuşmamızda görüşlerini şöyle açıkladı: Yalnız Samanyolundaki yıldızların sayısı 30 milyar kadardır. Günümüz astronomi bilginleri, bunların 18 milyarında gezegenler sistemi bulunduğunu kabul ederler. Gezegen sistemleri arasındaki uzaklığın, gezegenlerin ancak yüzde birine bir yıldız yörüngesine girme olanağı tanıdığını düşünelim. Bu durumda, hayatı destekleyecek güçte 180 milyon gezegenle karşı karşıya kalırız. Bunların yüzde birinde de hayatın gerçekten ortaya çıktığını düşünürsek, geriye 1.800.000 gezegen kalır. Üzerinde hayat bulunan gezegenlerin yine yüzde birinde Homo Sapiense eşit akıl düzeyindeki canlıların yaşadıklarını kabul edersek, Samanyolunda 18.000 uygarlık olduğu ortaya çıkar. Samanyolundaki yıldız sayısının son sayımlarda 100 milyara çıktığı göz önünde tutulursa, Prof. Leyin dikkatle yaptığı hesaptaki uygarlık sayısı büyük çapta artar. Ütopik sayıları ya da bilinmeyen galaksileri katmaksızın yapılan yukarıdaki tahmini, biraz daha ilerletebiliriz ve 18.000 gezegenin en az yüzde birindegerçekten hayat olduğunu ileri sürebiliriz. Dünyaya benzer gezegenleri var olduğu, gerek hesaplar, gerekse bilimsel araştırmalar sonucu, kuşku tanımaz bir duruma gelmiştir. Ancak hayatı destekleyen koşulların ille dedünya nınkilerle özdeş olması gerekmez. Hayatın yalnız dünyadaki koşullar altında geliştiği düşüncesi çoktan çürütülmüştür. Oksijen ve su olmayınca hayat da olmaz inancı tümüyle yanlıştır. Öyle ki dünyamızda bile oksijene gerek duymayan canlılar vardır. Anaerobik bakteri adı verilen bu yaratıklara oksijen, öldürücü etki yapmaktadır. Neden uzayda aynı şekilde yaşayan gelişmiş türler bulunmasın? Çalışmalarını pek yakın tarihlere kadar dünyamız üzerinde yoğunlaştıran araştırmacılar, gezegenimizi hayat için ideal olarak nitelendirmişlerdi. Bol bol suyu, tükenmeyen oksijeni, organik yollarla kendiliğinden yenilenen doğası ve ne çok sıcak, ne çok soğuk iklimiyle dünyamız, bu niteliği hak eder görünüyordu. İyi ama hayatın doğuşu ve gelişmesi böylesine katı kurallarla sınırlandırıldığında, ortaya çıkan şaşırtıcı durumlara ne demeli? Bilginler,dünya da iki milyona yakın değişik canlı türünün bulunduğunu tahmin ediyorlar; bunların bir milyon iki yüz bini bilimsel olarak tanınıyor. Ancak, tanınanlar içinde birkaç bin türün, bugün geçerli kurallar gereğince,yaşam aması gerekiyor! Bu durumda, hayat için gerekli koşulları belirleyen yasaların yeni baştan ele alınıp incelenmelerinden başka çıkar yol yoktur. Normal olarak yüksek radyoaktiviteli suların mikroptan arınmış olacağı düşünülebilir. Ne var ki birtakım bakteri türleri, nükleer reaktörleriçevre leyen Dr. Siegelin yaptığı bir deney ise korku vericidir: Siegel, Jüpiterin atmosferini laboratuvarında yaratarak, birtakım bakterileri burada üretmeyi denemiştir. Bilindiği gibi Jüpiterin atmosferi, bizim anladığımız biçimde hayat için hiç bir uygunluk göstermemektedir. Bununla birlikte Siegelin bakterileri, amonyak, metan ve hidrojene rağmen ölmemiş ve üremelerini sürdürmüşlerdir. BristolÜniversite si entomoIojistlerinden[1]Hinton ve Blumun deneyi de aynı oranda ürkütücüdür. Bu bilim adamları, bir tatarcık türünü birkaç saat 100° santigrad ısıda kuruttuktan sonra,uzay kadar soğuk olan sıvı helyuma atmışlardır. Daha sonra yüksek ısı vererek doğal hayata döndürdükleri hayvancıklar hiç bir şey olmamış gibiyaşam alarını sürdürmüşler, hatta sağlıklı yavrular bile doğurmuşlardı! Bunların dışında yanardağlarda yaşayan, taş yiyen, demir üreten bakteri türleri de tanınmaktadır. Soru işaretleri ormanı büyüdükçe büyümüyor mu? Birçok araştırma merkezinde deneyler sürdürülürken, hayatın hiç bir zamandünya mız koşullarıyla sınırlandırılamayacağının delilleri de artmaktadır.Dünya yüzyıllar boyu, yerküreyi yöneten koşullar ve yasalarçevre sinde dönüp duruyor. Bu inanış, alışılmış ölçü ve düşünce sistemlerini benimseyen araştırmacıların gözlerine her şeyi bulanık ve titrek gösteren bir gözlük gibi yerleşti.Uzay incelenirken de çıkarılamayan bu gözlük yüzünden, çağ açan düşünürlerden Teilhard de Chardin,uzay da ancak hayalin gerçek olabileceğini ileri sürdü!...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
511
Anahtar Kelime Sayısı
21547
Bu web sitesi bir google fenomenidir.
Bu siteden sadece ödev indir ilir.