Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
EBook Ödevleri
  • Sefil Bir Kadının Hayatı Mehmed Celal

    Kaynakçası: Yok
    Dosya Boyutu: 114 KB
    Eklenme Tarihi: 28-06-08
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : Mehmed Celal 1867 yılında İstanbulda doğdu. Babası Jandarma Dairesi başkanlığı yapmış olan Hakkı Paşadır. İyi bir öğrenim görmeyen Mehmed Celal önceleri katip ve mümeyyiz olarak devlet hizmeti gördü, ancak görevine devamsızlığı ve içkiye düşkünlüğü nedeniyle genç yaşta emekliye ayrıldı. Özel okullarda ders veren Mehmed Celal bir ara akıl hastanesinde tedavi gördü. Her konuda kolay şiir söyleyebildiği için "şair-i zi-irtical = irticalen şiir söyleyebilen şair"ve "Adada Söylediklerim"adlı kitabında İstanbuldaki adaları canlandıran şiirlerinin çokluğu dolayısıyla "Ada şairi"ünvanını aldı. Muallim Naci ve arkadaşlarının izlediği eski tarz şiirlerden başka Edebiyat-ı cedideyi örnek alarak yeni tarzda şiirler de yazdı. Bir roman ve hikaye yazarı olarak roman ve hikaye tekniği bakımından kusurlu olsa da geriye birçok eser bıraktı. Yaşadığı çevre, içki alemlerine düşkünlüğü, görüştüğü kişiler nedeniyle eski edebiyata bağlandı ve Servet-i Fünun dergisinde toplanan genç kuşağa karşı çıktı. Hatta Hüseyin Cahidle eski-yeni edebiyat tartışmalarına girdi. Mehmed Celal içki düşkünlüğü nedeniyle 1912 yılında 45 yaşında öldü. Onun şiir kitapları:Adada Söylediklerim (1886),Gazellerim (1894),Zâde-i şair (1895),Âsâr-i Celal (1896), Sürud(1896). Roman ve Hikayeleri:Cemile,Venüs (1886),Üç Mezar,Örovuar,Dâmen-i âlûde (1887),Sefil Bir Kadının Hayatı,Vicdan Azapları,Elvâh-ı Sevda, Margarit (1890),Küçük Gelin (1892),Elvâh-i masumane (1893),Mükafat (1894),Müzeyyen (1898),Solgun Yadigarlar, İskambil, Sefidser, Samimiyet (1899),Piyango, Ninni, Aşk-ı Masumane, İsmete Taarruz (1900),Leman, Nedamet, İsyan,Kuşdilinde(1910). Edebiyat antolojisi:Osmanlı Edebiyat Nümuneleri (1894). İnceleme:Ahmed Rasim Bey (1900). "Bir Kadının Hayatı"adıyla da birkaç kez basılan (Der Saadet,1308 hicri, 283 sayfa;1311 hicri, Matbaa-i Safa ve Enver, 292 sayfa; İstanbul 1315 hicri, Mahmud Bey Matbaası, 259 sayfa; İstanbul 1330 hicri, Mahmud Bey Matbaası, 259 sayfa; İstanbul 1943, Attila Mahmut, Kenan Basımevi, 152 sayfa) ve sadeleştirilmiş metni sunulan "Sefil Bir Kadının Hayatı"romanı, sürükleyici ve peşpeşe gelen olayların çokluğu, yazarın güçlü tasvirleri, gösterdiği dikkat ve hassasiyet ile onun diğer romanları arasında daha çok meşhur olmuştur. Yazarın yer yer roman ile okuyucu arasına girmesi, birkaç yerde uzun bahisler açması, ilk Türk romanlarının özelliklerindendir. Gerek köleliğin hâlâ devam ettiği bir İstanbuldaki sosyal hayatı yansıtması, gerek eski İstanbulu bir ressam gözüyle görüp izlenimlerini güçlü tesvirleriyle okuyucuya aktarması bakımından ilgimizi çeken bu eseri sadeleştirirken romanın dil ve üslubuna elverdiğince sadık kalmaya çalıştık. Rengi gül pembesinden daha açık olan dudaklarını hazin bir gülümseme kapladı. Güneşin ilk ışığından daha parlak, sırmadan daha nazik sarı saçları -kim bilir kaç günden beri taranmadığından -darmadağınık bir halde, entarisinin yırtıklarından güzelce seçilebilen çıplak, beyaz omuzlarını örtüyordu. Alnında mesutların mutlu hayalini bozan kederlerin üzerinden geçtiğine delalet edecek bir takım çizgiler belirmişti. Kaşlarının rengi saçlarının renginden daha koyuydu. Dudaklarında belirsiz bir şekilde dolaşan tebessüme karşı, uzun, kıvırcık, altın kirpiklerinde çiğ tanesi gibi görünen iki damla gözyaşı yüzüne düşüvermek üzere titriyordu. Koyu mavi gözleri düşünürcesine kederli bir halde, kırık tarafı eski bir paçavra ile örtülmüş olan pencereye çevriliydi. Sonbahar güneşinin kırılmış, yere düşmüş bir cam parçası üstünde oluşturduğu manzarayı seyre dalmıştı. Entarisinin göğsüne tesadüf eden tarafının ötesi, birisi yırtılmış olduğundan balmumundan dökülmüş zannedilen göğsünün manzarası zavallının günlerce aç kaldığını ima edecek bir halde pek hafif, pek kansız, pek dermansız olduğunu gösterirdi.Yastığı içi ne ile doldurulduğu bilinmeyen bir torbadan, yorganı parça parça olmuş, zaman geçmesiyle esmerleşen pamukları dışarı fırlamış bir hırkadan, yatağı yünleri çıkmış ince bir şilteden ibaret görünüyordu. Hayat gözlerinin içinde, ölüm dudaklarının üstündeydi. Yattığı yer küçük bir kulübeden ibaretti.Kulübenin mevkii alçak, duvarları taştır. Bu nedenle içeri girilir girilmez insanın yüzüne rutubetin serinliği çarpar. Arkadaki tahta sürmenin sefil bir hırsız, bir alçak eliyle parçalanmasından dolayı korunması Cenab-ı Hakka terkedilen kapının aralıklarından giren rüzgar, karşısında bulunan ve genç kadının yatmasına mahsus olan, toprak üstüne serilmiş eski şiltenin yünlerini hareket ettirdikçe talihsiz kadının hırkayı üstüne çekerek titrediği görülüyor. Kapıdan girildiği vakit sağ tarafta siyah çamurlarla sıvanmş duvarın kenarında pejmürdeliği kadının yattığı şilteden, başını koyduğu yastıktan pek de aşağı kalmayan bir yatak görülür. Kimindir? Kocasının mı? Çocuğunun mu? Bunlar şimdilik bizce bilinmiyor. Kulübenin kapı yanındaki kırık penceresinden başka bir penceresi daha var ki bu sefil meskenin tepesindedir. Altında, yerde birbirine karşı iki taş, bu iki taşın ortasında süprüntülükten toplandığı anlaşılan bir takım çalı çırpı, bu çalı çırpının üstünde kararmış bir toprak tencere, tencerenin içinde beş on pirinç tanesiyle biraz su görünür. Çoğunlukla sabahları inleye inleye yatağından kalkan bu kadın bir kibritle o çalıyı tutuşturduğu vakit -eğer hava sakinse-insanı boğucu bir duman, tepe penceresinin etrafında kül rengi bir halka oluşturarak rutubetin kulübeye doldurmak istediği beyaz sislere karışır. Eğer rüzgar esiyorsa, yukarı çıkan duman tekrar aşağı inmeye, kulübenin içini çevrelemeye başlar ki kadıncağızı en çok üzen şey budur. Duvarda asılı bir torba, torbanın içinde birkaç kuru ekmek parçası vardır. Kadının ayak ucunda kırık bir testi, testinin yanında üstüne dikilen yağ mumu bitmiş bir şişenin dibinde üç dört kibrit bulunur. Fakir kadının odasında bu yazdıklarımızdan başka bir şey ararsanız şunu bulursunuz: Sabahları güneş doğarken ara sıra bir hıçkırık, akşamları güneş batarken derin bir inilti, gece yarıları yorgun bir teneffüse karışan uzun bir sessizlik. Yattığı yerden halsizce kalktı, pencerenin yanına geldi, oturdu. Dışarı bakıyordu. Ara sıra sokağın ötesine berisine bakması birisini beklemekte olduğunu gösteriyor ve yüzünde görülen üzüntü alametleri arttıkça artıyordu. Bir aralık ayak sesi işitti. Sevinçli bir gülümseme ile kendi kendine"Onlardır!"dedi. Bu esnada pencerenin önünden bir yabancı geçti; zavallı kadın üzüldü. Meraklı bakışların yerini üzüntülü bakışlar aldığı sırada yüzü birdenbire güldü. Yerinden sevinçli bir haykırışla fırladı. O güzel gülüşünün yanı sıra dedi ki : -Artık geliyorlar! İki saniye sonra kapı açıldı. İkisi de sekiz yaşında gösteren, biri kız bir oğlan iki çocuk içeri girdi.Bu çocuklar birbirine o kadar benzerdi ki kızın saçları biraz daha uzun olmasa bunları birbirinden ayırt etmek mümkün olmazdı. Gerek yaşlarının aynı göstermesinden, gerek yüzlerinin benzerliğinden bunların hem erkek ve kız kardeş oldukları hem de ikiz doğdukları anlaşılırdı. Zavallı kadının küçücük bir modeli olan kızın sırtında, birçok yerinden yamalı, yırtık bir hırka, bu hırkanın altında altın renkli saçlarıyla beraber topuklarına kadar uzanan eski bir entari vardı. Başını rengi soluk bir yemeni örtüyordu. İkisi de analarını gördüler. Oğlan büyük adamlarda bile nadir görülen bir ağırbaşlılıkla elini paltosunun cebine soktu, dört onluk çıkardı; annesinin önüne bıraktı. O aralık -bilmem niçin -titremeye başlayan dudaklarını oğlanın alnı üstüne koydu. Oğlan da annesini öptükten sonra çekildi. Duvarın dibine rastladığını yukarda söylediğimiz şiltenin üstüne oturdu. Kız annesine yaklaştı. Gitti, duvarda asılı duran ekmek torbasının altına çömeldi. Kızının bu safça kırılmasını gören zavallı kadın annelerden başka kimsede görülmesi mümkün olmayan bir bakışla mini mini meleğin yüzüne baktı ve titreyişi her yüreği üzüntüye boğan kederli sesine şu birkaç kelimeyi ekledi: -Afife; sen niçin öyle duruyorsun? Bak kardeşin Şefike.Senin gibi mi duruyor? Her gün sen de kendini öptürürdün. Bugün sana ne oldu? Küçük kız yavaş yavaş başını çevirdi. Yüzündeki kırgınlığa gözyaşları eklenmişti. Elini koynuna götürdü. Oradan çıkardığı bir dilim ekmeği anacığına gösterdikten sonra buruk bir sesle -Sen Şefiki öpüyorsun, o da seni öpüyor; benim neme lazım? dedi. -Niçin yavrum? -Öyle ya; o sana para getirdi. Ben bu bir dilim ekmekten başka bir şey bulamadım.Bunun için mi beni öpeceksin? Kadın yerinden kalktı. Afifenin yanına koştu. Kızcağızı sevgi ile göğsü üstünde birkaç defa sıktıktan ve yanaklarına iki öpücük kondurduktan sonra -Hayır, sen ekmek getiriyorsun, o para getiriyor; ikiniz de beni besliyorsunuz, dedi. Güzel kızcağız annesinin bu iltifatı üzerine sarı saçlarla üstüne nur inmiş sanılan başını anacığının kolları arasına soktu. Artık hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
511
Anahtar Kelime Sayısı
21547
Bu web sitesi bir google fenomenidir.
Bu siteden sadece ödev indir ilir.