- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Ömür Diyorlar Buna Ayfer Tunç
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 746 KB
Eklenme Tarihi: 14-07-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Rusyada yaşanan "prova revülasyon"un çalkantısı henüz durulmamışken; Baltıkla Karadeniz arasındaki uçsuz bucaksız topraklar karlarla kaplıyken; Ren geyikleri ve mavi gözlü Sibirya kurtları kürk paltolu, kalpaklı beylerin kızaklarını çekerken; basit köy meyhanelerinde, Çehovun öykülerinden çıkıp gelen kavruk ve çelimsiz köylüler ardı ardına votka kadehlerini boşaltırlarken; Polonyanın kocaman çiftlik evlerinde, boruları odadan odaya dolaşan, üstü işlemeli, dev çini sobalar çıtırdarken; aristokrat salonlarda üniformalı hizmetliler her sabah parlatılan semaverleri akşam çayı için gümüş tepsilerde getirirlerken; aristokrat ailelerin güzel ve iyi eğitilmiş kızları kabarık etekleriyle piyano eşliğinde Polka çalışırlarken; 1905 yılında, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan Litvanya Türklerinden Bayraşevski ailesinin büyük ve görkemli çiftlik evinde, altıncı çocuk yedi aylık doğdu. Minsk, Petograd, Moskova, Kiev, Varşova heyecanlıydı. Devrim provasının yankısı hafiflemişse de, içten içe sürmekteydi. Yedi aylık doğan altıncı çocuk bir kızdı. Adını Fatma koydular. Uzun olacağını sanmadığı ömrünün hayli ileri bir aşamasında "Herkesin bir masalı vardır, doğunca başlar, sürer, sürer..." diye özetlemişti hayat denen uzun yolu. Onun masalı çok uzun sürdü. Litvanya Krallığının payitahtı Minsk yakınlarındaki Volkoviskte noterlik yapan baba Bayraşevski varlıklı bir adamdı. Aydındı, çocuklarına düşkündü, onları çok severdi, mutlu olsunlar isterdi. Fatma beş kardeşiyle çok mutlu bir çocukluk yaşadı. Uzun ömrünün her dönemecinde korkuya kapılmış olan Fatma, uzun masalının sonuna yaklaşırken arkasına baktığında, boşuna korkmuş olduğunu gördü. Mutlu yaşamıştı.Ne güzel geçmişti çocukluğu Volkoviskin hemen dışındaki çiftliklerinde. Bahçede kocaman ağaçlar, salıncaklar, geniş arazilerinin içinde küçük doğal havuzlar, bahçede çeşit çeşit hayvanlar... Litvanya Türkleri Müslüman oldukları için domuz yemezlerdi. Bu yüzden kaz beslerlerdi çiftliklerinde. Fatma atlara tutulmadan önce kazların peşinden koşardı, çok küçüktü, düşe kalka yürüyordu, kazların gagaları gibi sarı saçları vardı, hep beyaz giydirirlerdi ona. Mutluinsanların yaşadığı kalabalık çiftlikte, hemen her gün bir kaz kesilir, ciğerinden kaz ciğeri ezmesi yapılır, yemeklerde kullanılan hafif ve lezzetli yağı kavanozlarda saklanırdı. Tavuklar, ördekler, kediler, köpekler, inekler bu büyük çiftliği doğanın bir parçası kılıyordu. Baba Bayraşevski ve oğulları atlara meraklıydılar. Çiftliklerinin hatırı sayılır büyüklükteki harasında yetiştirirler, bazılarının ünü Minske kadar ulaşan atlarının güzelliğiyle övünürlerdi. Fatma kazların peşinden koşarak oynamaktan vazgeçecek kadar büyüdüğünde, büyük ağabeyine her gün yalvarırdı: - Ağabeyciğim, ne olur ben de ata bineyim. - Daha çok küçüksün Fatma, biraz büyü. - Ne kadar daha büyüyeceğim? - Boyun burama gelinceye kadar büyüyeceksin. Belini gösterirdi, uzun bacaklarına dizlerine kadar gelen deri çizmeler giymiş olan yakışıklı ağabeyi, sonra bir koluyla Fatmayı kavradığı gibi atının terkisine alır ve Volkoviskin kırlarında dörtnala sürerdi. Taze bir rüzgar geçerdi Fatmanın yüzünden. İçindeki coşkunun mutluluk olduğunu bilemeyecek kadar küçüktü. Fatma büyüdü, uzun boylu güzel bir kız çocuğu oldu, boyu ağabeyinin belini bile geçti. - Büyüdüm artık ağabeyciğim, dedi bir gün. - Bakayım? Yan yana durdular ağabeyiyle, yakışıklı ağabey baktı, Fatma gerçekten büyümüştü, üstelik güçlü görünüyordu. Haradan bir at getirdi, fazla yaklaştırmazlardı Fatmayı haraya küçükken. O evin en küçüğüydü, üstelik yedi aylık doğanıydı, ona bir şey olacak diye korkardı herkes. Ağabey kızıl renkli, ağzından buharlar çıkan atın sağrısını okşayarak, - Bu senin atın olsun, dedi. Her akşam ona git, okşa, konuş, şeker ver. Onu sev, at senin arkadaşın, dostun olsun. Fatma atını çok sevdi. Atını sevdiği kadar bütün hayvanları çok sevdi. Hep bir hayvan besledi uzun ömrünün çeşitli dönemlerinde. İnsanları da çok sevdi, hep insanların içinde olmak istedi, oldu. Volkovisk o sıralarda bir Polonya şehriydi, ama Polonya Rusların egemenliği altındaydı. Bu yüzden Rusça konuşmak çok doğaldı, zaten okullarda, çarşıda, pazarda Lehçe de, Rusça da konuşuluyordu. ...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





