- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
Uğursuz Miras E.T.A. Hoffmann
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 71 KB
Eklenme Tarihi: 16-07-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : On sekizinci yüzyıl sonu ve on dokuzuncu yüzyıl başlarının dünya olayları Almanyaya yeni bir atılım için büyük olanaklar vermişti. Ulusların tarihinde bu gibi toplumsal ve felsefi coşku anlarında büyük şairler yetiştiği her zaman gözlemlenen bir olaydır. İçinde bulundukları olağanüstü durum, yetenekli kimseleri kamçılar ve onları deha düzeyine kadar ulaştırabilir. Bunun bir sonucu olarak Büyük Devrimin ve özellikle Napoleon savaşlarının sahnesi olan Almanyada, dünyanın bu dönüm noktasında, Alman devlet ve siyaset adamlarının ve onları izleyen Alman ulus ve halkının katılımı Almanyada yer yer büyük güçlerin belirmesine neden oldu. Bu belirişlerin en renklisi, en garibi, en şairanesi ve kesinlikle en zarifi -ancak Novalis şiirde onun gücüne erişebilmiştir- Doğu Prusya eyaletinin merkezi olan Königsbergde doğan Ernst Theodor Willhelm Hoffmandır. Bu yazarı herkes küçük adlarının ilk harfleriyle tanır ve bunlar da E.T.A.dır. Çünkü Hoffmann, müziğe ve müziğin en zarif ve duyarlı dehası Mozarta duyduğu hayranlığın onuruna, adlarının arasına Amadeus adını da katmıştır. Ve böylece tam adı Ernst Theodor Willhelm Amadeus Hoffmann olmuştur. Hoffmannın anne ve babası da garip insanlardı. Oğullarıyla hiç ilgilenmeyip ona hiç bakmadılar. Küçük Ernsti dayısı büyüttü. Ona güzeli, zevkliyi, zarifi, doğruyu öğretti. Hoffmann hukuk öğrenimi yaparak ve devlet memuru oldu. Posen kentinde görevli bulunduğu sırada dili ve resimleri yüzünden başı belaya girdi. Posende kendi üstleri hakkında yazı ve çizgiyle bazı karikatürler yaptı. Bu durum hoşa gitmedi ve Hoffmann memurluktan çıkarıldı. O da Varşovada kaldı. Ancak, 1806 yılında Napoleon Almanyaya karşı büyük zaferlerini kazanmıştı ve Prusya İmparatorluğu tam bir karmaşa içinde bulunuyordu. Bu sırada zaten pek sevilmeyen bir memura, Hoffmanna yeniden görev verecek durumda değillerdi. Kendisine bir gelir kaynağı olan devlet kapısının bu biçimde kapandığını görüp devlet memurluğu beklemenin boşuna olduğunu anlayınca, Hoffmann, ruhundan taşan sanatı geçim yolu olarak kullanmaya karar verdi ve Bamberge giderek orkestra şefliğine başladı. Sonraları yine orkestra şefi olarak Leipzigde ve Dresdende çalıştı. Bir yandan da dergilerde, o zamanlar çok ilgi gören almanaklarda şiirler, öyküler ve denemeler yazıyordu. 1816 yılında Prusya İmparatorluğu kendisini yeniden memurluğa aldı ve Berline çağırdı. O zaman artık Hoffmann tanınmış bir yazar ve müzisyendi. Aynı yıl dostu La Motte-Fouquénin "Undine" adlı romanından alarak bestelediği opera Berlinde oynandı ve bu tarihten sonra Hoffmann Berline yerleşti. Hoffmann, Fouqué ve Chamisso gibi dostlarıyla buluşuyordu. Onlar bu buluşmalara "Serapion geceleri" diyorlardı. Ayrıca Hoffmann zamanının dahi aktörü Ludwig Devrient ile Lutter ve Wegener meyhanelerinde bir araya geliyor ve sabahlara kadar içiyordu. Sarhoş olarak eve döndüğünde, düş gücünün yarattığı uydurma düşlemleri canlı insanlarmış gibi görüyordu. Ancak bilincinde hiçbir bozukluk yoktu, olmadı da. 1822 yılında elli altı yaşındayken veremden öldü. Kitap olarak ilk yapıtı 1814 yılında, Bambergde bulunduğu sırada bu kentte yayınlandı. O zamana değin çeşitli dergilerde çıkmış olan bazı öykülerine çıkmamış olanlarını da katarak yayınlanan bu ilk yapıtına "Callot Biçeminde Düşsel Parçalar" adını vermişti. Öykülerden ve denemelerden oluşan bu yapıtı, Hoffmannın müzikten ne denli anladığını, onu ne denli sevdiğini ve ne denli ustaca anlattığını, ayrıca özellikle Mozart ve Gluckun büyük inceliklerini nasıl bildiğini göstermesiyle dikkat çekmektedir. Hoffmann bütün bu bilgileri müzisyen Johannes Kreislere söyletir. 1815 yılında da ilk büyük romanını okuma olanağı oldu. "Şeytan İksiri" iblisin pençesine düşen zavallı bir Kapüsen papazının başına gelenleri anlatır. Papaz, iblisin sayesinde büyük bir vaiz olur, ancak ahlakça her gün biraz daha düşer. Kendisi bu durumun farkında değildir. Ama günün birinde cinayet işleyince gözü açılır ve tövbe ederek Tanrıdan günahının bağışlanmasını diler. Bu romandan sonra yazdığı ve gerçek yaşam çözümlemeleriyle delilik arasında geçen "Gece Parçaları"; korkunç umacı, hayalet ve ecinni öyküleri içeren "Kumcu" ve "Yurtluk", Şeytan İksirinden çok daha fazla tedirgin edici romanlardır. 1816 yılı, yani uzun bir ayrılıktan sonra Hoffmannın yeniden devlet memurluğuna girdiği yıl, yazarın müzisyen olarak en büyük başarısını elde ettiği yıldır. Dostu La Motte-Fouquénin yazdığı "Undine" adlı romandan Hoffmann bir opera bestelemiş ve bu operası Berlinde oynanmıştır. 1819 yılında "Küçük Zaches", "Zinnober" adıyla da tanınan yapıtı ve hemen ardından, en yetkin kitabı olan "Serapion Kardeşler" yayınlandı. Bilindiği üzere, Hoffmann ve arkadaşları toplantılarına "Serapion Geceleri" adını verirlerdi. Gazetelerde, almanaklarda, dergilerde yayınlanmış olan birçok büyük öyküsünü, dostlar arasındaki bir söyleşiyi çerçeve gibi kullanarak bu ad altında toplamış ve yayınlamıştı. Bu yapıtında özellikle dikkate değer olan parçalar "Fıçıcı Martin Usta ve Çırakları", "Artus Avlusu" ve "Matmazel de Scudery"dir. Biedermeier dönemindeki Berlini betimleyen "Yeğenimin Pencere Kenarı" adlı küçük öyküyle Hoffmann Berlin yaşamını ilk kez betimleyen şair olmuştur. 1820 yılı Hoffmannın büyük romanlarının en güzelinin okurlarına sunulduğu yıldır. Hoffmannın pek çok marifeti olan bir kedisi vardı. Onu kendi eğitmişti. Kedinin hünerlerini ele alarak dünya görüşleri üzerine bir kitap yazdı. Kitabın asıl kahramanı müzisyen Johannes Kreislerdir. Kedinin düşünceleri, müzisyenin başına gelenler ve bunlar karşısındaki tepkiler romanda birbirine karışır. Kitabın adına herkesçe kısaca "Murr Kedi" denmektedir. Yazarın son yapıtı "Meister Floh" bazı siyasi eğilimler taşıdığı için Hoffmannın başını belaya soktu. Bütün memurluk yaşamı boyunca çok çalışkan ve düzenli bir memurdu. Hatta demagojiye karşı olduğunu da resmen ilan etmişti. Ancak üst makamlar, her nedense, kendisini sevmezdi. Ve bu son kitabı yüzünden kovuşturmaya uğradı. Bu yazıyı bağlarken Hoffmannın yazın ve dünya görüşünü kendi diliyle özetleyen bir parçayı aynen çeviriyorum. "Murr Kedi"nin önsözlerinden birinde yazar şöyle der: "Utana sıkıla, yüreğim çarparak, aylaklığın, şairane heyecanın tatlı saatlerinde ruhuma dalga dalga dolan yaşamı, acıyı, umudu, özlemi gösteren sayfalardan birkaçını dünyaya devrediyorum. Eleştirinin haşin, egemen kürsüsü karşısında dayanabilecek miyim? Ama ben, sizler için, siz duyarlı ruhlar için, siz saf çocuk mizaçlı insanlar için, siz bana yakın vefalı yürekler için yazıyorum. Gözlerinizden akan tek damla yaş beni avutacak ve hiçbir şey duymayan eleştirmenlerin soğuk horgörülerinin açtığı yarayı iyileştirecektir!" Berlin, 18 Mayıs... Mur Yazın Öğrencisi Hoffmannın romanları Alman coşumculuğunda Goethenin, Schillerin tragedyalarının yanında yer alan ve Alman Coşumcu Okuluna haklı ününü kazandıran yapıtlardır. UĞURSUZ MİRAS (Das Majorat) R... Baronları ailesinin, sülalesinin ilk kurulduğu R...sitten adındaki şatosu, Baltık Denizi kıyılarına yakın bir yerdedir. Bu yöre haşin ve ıssızdır; dipsiz kumlukların şurasında burasında ancak bir parçacık ot görünür ve her yerde bu gibi soylu şatolarını süslemesi görenek olan bahçe yerine, şatonun karaya bakan yanında, çıplak duvarların tam yanıbaşında cılız, seyrek ağaçlı bir çam ormanı başlar. Baharın renk renk süslerini aşağı gören bu ormanda taze bir neşeyle uyanan küçücük kuşların cıvıldaması yerine kargaların tüyler ürpertici gaklamaları, fırtınayı müjdeleyen martıların kulakları tırmalayan çığlıkları duyulur. Buradan bir çeyrek saat ötede doğa birdenbire değişir. Sanki bir büyünün etkisiyle olmuşçasına insan kendini verimli topraklar, bereketli tarlalar ve çayırlar içinde bulur. Büyük, zengin köy ve kahyanın geniş evi görünür. Gönle ferahlık veren bir kızılağaç korusunun ucunda, buranın eski efendilerinden birinin yaptırmayı düşündüğü bir şatonun temelleri göze çarpar. Ardılları Kurlanddaki yurtluklarında oturduklarından bu şato yapımını savsaklamışlar, eski şatosuna dönüp burada oturmaya karar veren Baron Roderich von R... de, ıssız bir yerde kurulu bulunan şatoyu insandan kaçan üzgün doğasına daha uygun görmüş ve yapımını bitirmek istememişti. Böylece, yıkık yapıyı elinden geldiği kadar onarttırdı, asık suratlı bir vekilharç ve birkaç hizmetçiyle birlikte buraya kapandı. Baron köyde pek ender görünürdü; buna karşılık çoğu zaman deniz kıyısında atla veya yaya dolaşırdı. Uzaktan sanki dalgalarla konuşuyor ve denizin verdiği yanıtı kıyıya çarpıp köpüren suların uğultu ve fışırtılarında dinliyor sanılırdı. Şatonun gözetleme kulelerinden birinin ta tepesinde kendisine bir oda döşetmiş ve içine dürbünlerle birlikte tam bir gökbilim takımı yerleştirmişti. Bütün gün denizlere bakar, beyaz kanatlı deniz kuşları gibi ufkun uzaklarında süzülüp geçen gemileri izlerdi. Yıldızların aydınlattığı gecelerde, gök incelemeleriyle, daha doğrusu, söylendiğine göre, gökbilimle uğraşır, bu çalışmalarında da yaşlı vekilharç kendisine yardım ederdi. Ömrü boyunca sihirbazlıkla, kara büyücülükle uğraştığı, başarısızlıkla sonuçlanan bir davranışı yüzünden yüksek bir prens ailesini çok gücendirdiği için Kurlanddan sürüldüğü söylenirdi. Orada geçirmiş olduğu günlerin en küçük bir anısı bile Baronun ruhunu büyük bir korkuyla doldururdu. Ancak orada başından geçen ve yaşamını bulandıran şeylerin hep atalarının şatolarını özellikle yüzüstü bırakan ailesinin yüzünden olduğunu söylerdi. Gelecekte, hiç olmazsa ailenin başını atalarının şatosuna bağlayabilmek için, şatoyu büyük oğula kalan bir mülke dönüştürdü. Yabancı ülkelere kadar yayılmış bulunan ve birçok erdemli kahraman yetiştirmiş bir soyun, anayurt için yeniden kazanılmış olmasından büyük haz duyan Kral da, bunu sevinerek onayladı. Bununla birlikte baron Roderichin oğlu Hubert de, büyük babası gibi Roderich adını taşıyan şimdiki baron da, atalarının şatosunda oturmaktan hoşlanmadıklarından Kurlandda kalırlardı. Herhalde asık yüzlü atalarından daha neşeli, daha yaşamaya düşkün olacaklar ki, bu yerin tüyler ürpertici ıssızlığından kaçınırlardı. Baron Roderichin evde kalmış iki yaşlı halası vardı. Bunlar, malları mülkleri çok az olduğu ve zor koşullar içinde yaşadıkları için, Baron şatoda oturmalarına ve orada yiyip içmelerine izin vermişti. Onlar da yaşlı bir hizmetçi kadınla birlikte, şatonun yan kanatlarının birinde küçük ve sıcak odalara yerleşmişlerdi; giriş katında da, mutfağın yanında büyük bir odası bulunan aşçıbaşı otururdu. Ana yapının yüksek tavanlı odalarında ve salonlarında, şato bekçisi görevini de gören yaşlı, bitkin bir uşak dolaşırdı. Geri kalan hizmetçiler kahyanın yanında otururdu. Issız, bırakılmış şato yalnızca güz mevsimi ilerleyip ilk karlarla birlikte kurt ve yaban domuzu avı başlayınca canlanırdı. O zaman, Baron Roderich, yanında eşi, birçok akrabası, dostları ve av takımıyla birlikte Kurlanddan gelirdi. Komşu soylular, yakın kentteki av meraklısı dostları, hep burada toplanırdı. Şatonun ana yapısı ve kanatlar, akın eden konukları güçlükle alırdı. Sobalarda, ocaklarda harıl harıl tepeleme ateşler yanar, sabah karanlığından geç vakte kadar şişler döner durur ve gıcırdar, yüzlerce neşeli insan, efendi olsun, uşak olsun, merdivenlerden inip çıkar, şurada tokuşturulan kadehlerin, söylenen av şarkılarının, burada çın çın öten bir müziğin havasına uyarak dans edenlerin ayak sesleri, her yerde kahkahalar ...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





