- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama

-
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı Milan Kundera
Kaynakçası: Yok
Dosya Boyutu: 164 KB
Eklenme Tarihi: 16-07-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : 1948 yılı şubatında, Komünist Partisi Başkanı Kleent Gottwald, Pragda, eski kentin en büyük alanında toplanan yüz binlerce hemşerisine söylev vermek üzere, barok stili bir sarayın balkonuna çıktığı zaman, bu olay, Bohemya tarihinde, eşine ancak bin yılda birkaç kez rastlanabilen türden ve ülkenin kaderini etkileyen büyük bir dönüm noktası oluyordu. Gottwaldm çevresini arkadaşları sarmıştı ve yanında, çok yakınında, Clementis duruyordu. Hava soğuktu, kar yağıyordu, Gottwaldm başı açıktı. Clementis, gözyaşartıcı bir sevgi gösterisiyle, başındaki kürk şapkayı çıkarıp Gottwaldm başına koydu, Partinin propaganda bölümü, Gottwaldm, başında kürk şapka, çevresi arkadaşlarıyla sarılı olarak, balkondan halka seslenirken çekilen resimlerinden yüz binlerce bastırarak dağıttı. Komünist Bohemya tarihi, işte bu balkondan başlamıştır. Bütün çocuklar, afişlerde, elkitaplarında ya da müzelerde görmüş oldukları bu fotoğrafı bilirler. Dört yıl sonra Clementis ihanetle suçlandı ve asıldı. Propaganda bölümü, pek tabii, onu hemen, tarih sayfalarından ve resimlerden çıkarıp attı. O günden beri, Gottwald, balkonda tek başına görünmektedir. Clementisin durduğu yerde artık, sarayın boş duvarlarından başka bir şey yoktur. Clementisden, Gottwaldm başındaki kürk şapkadan başka bir şey kalmamıştır. Şimdi 1971deyiz ve Mirek şöyle diyor: "İnsanın iktidara karşı savaşımı, belleğin unutuşa karşı savaşımıdır." Böylece, arkadaşlarının ihtiyatsızlık olarak nitelendirdikleri davranışlarını haklı göstermeye çalışıyordu. Büyük bir özenle günlüğünü tutuyor, yazışmalarını saklıyor, ülkedeki durumu tartıştıkları toplantıların tutanaklarını tutuyor ve bu durumun nasıl sürüp gidebileceğini düşünüyordu. Arkadaşlarına, "Anayasaya aykırı hiçbir şey yaptığım yok," diyordu. Gizlenmek ve kendini suçluluk duygusuna kaptırmak, bozgunun başlangıcı demek olurdu. Birkaç gün önce, yapım halindeki bir yapının çatısında, yapı işçilerinden oluşan ekibiyle çalıştığı sırada, aşağıya bakmış ve başı dönmüştü. Dengesini yitirmişti. Iyi tuttunılmamış bir putrel düşüşünü önlemişti, ama o putrel de yerinden kurtuldu ve Mireki putrelin altından güçlükle çıkarabildiler. İlk bakışta ağır yaralı görünüyordu, ancak, bir süre sonra, kolundaki basit bir kırıktan başka şeyi olmadığını anlayınca, büyük bir hoşnutlukla, birkaç hafta dinlenme izni alabileceğini, böylece, o güne kadar uğraşacak vakit bulamadığı işlerini yoluna koyma olanağı bulabileceğini düşündü. Sonunda o da, daha ihtiyatlı olan arkadaşlarının görüşlerine katılmak zorunda kalmıştı. Her ne kadar Anayasa, konuşma özgürlüğünü güvence altına alıyor idiyse de, yasalar, devletin güvenliğini sarstığı varsayılan tüm davranışları cezalandırmaktaydı. Şu ya da bu sözün güvenliğini sarsacak nitelikte olduğunu ileri sürerek, devletin ne zaman yaygara koparmaya başlayacağı ise hiç bilinmezdi. Bu yüzden, tehlikeli sayılabilecek belgelerini güvenilir bir yere götürüp saklamaya karar verdi. Önce, Zdena ile olan sorununu çözümlemek isti yordu. Kadının oturduğu kente telefon etti ama bir türlü bağlantı kuramadı. Bu yüzden de dört gün kay betti. Ancak, bir gün önce konuşabildi onunla. Kadın, bugün öğleden sonra onu bekleyeceğine sözverdi. Mirekin on yedi yaşındaki oğlu karşı çıktı: Mi rek, bir kolu alçılı olarak araba kullanamazdı. Ger çekten de, arabayı kullanmakta oldukça güçlük çek ti. Alçılı kolu, göğsünün üstünde bir eşarpa sanlı, güç süz ve işe yaramaz bir halde sallanıp duruyordu. Vi tes değiştirmek gerektiğinde Mirek direksiyonu sa lıvermek zorunda kalıyordu. Zdena ile yirmi beş yıl önce bir ilişkisi olmuştu ve bu dönemden, belleğinden ancak birkaç anı kalmıştı. Buluştukları birgün, bir de ne görsün, kadın, mendiliyle gözlerini silerek, burnunu çekip durmuyor mu? "Neyin var?" diye sordu. Kadın, bir gün önce bir Rus devlet adamının ölmüş olduğunu söyledi. Jdanov, Arbuzov ya da Masturbov* adında biri. Gözlerinden inen sel gibi yaşlara bakılırsa, bu Masturbovun ölümü, onu kendi öz babasının ölümünden daha çok etkilemişti. Olmuş muydu böyle bir şey gerçekten, yoksa kadının Masturbovun ölümü için döktüğü gözyaşları, onun kadına karşı bugün duyduğu nefretten ötürü uydurduğu bir öykü müydü? Hayır, bu olay gerçek ti. Ama, bu gözyaşlarını inanılır ve gerçek kılan o gün kü koşulları bugün anımsamayışı ve bu anının bir karikatür gibi ve inanılmaz görünmesi de son dereceda doğaldı. Onunla ilgili bütün anıları böyleydi işte. Örne ğin, bir gün, ilk kez bir apartmanda sevişmişler ve aynı tramvaya binerek birlikte dönmüşlerdi (Mirek bu sevişmeleri tümüyle unuttuğunu ve bu çiftleşme sahnelerinden bir saniyesini bile ammsamasımn ar tık olanaksız olduğunu sevinçle ayrımsadı). Zdena tramvayda, sıranın bir ucuna oturmuştu. Tramvay sallanıyordu. Somurtkan, kapalı ve şaşılacak derece de yaşlı bir yüzü vardı. Niye bu kadar keyifsiz oldu ğunu sorduğunda, sevişmelerinden hoşnut kalmadığı nı, kendisiyle bir entelektüel gibi seviştiğini söylemiş ti kadın. O günkü politika dilinde, entelektüel sözcüğü hakaret anlamı taşımaktaydı. Yaşamı anlamayan ve halktan kopuk insanları tanımlıyordubu sözcük. O günlerde, bir kısım komünistlerce asılan öteki komü nistler bu sözcükle aşağılanmışlardı. Ayaklarını sıkı ca yere basanların tersine, bunların, havalarda dolaş tıkları söyleniyordu. Demek ki bir anlamda yer, ceza olarak onların ayaklarının üzerine basmasını kabul etmemiş ve onlar böylece toprağın biraz yukarısında asılı kalmışlardı. Zdena, onu bir entelektüel gibi sevişmekle suç larken ne demek istemişti acaba? İster şu, ister bu nedenle olsun, kadının ondan hoşnut kalmadığı açıkça görülüyordu ve o en soyut bir ilişkiyi (tanımadığı Masturbovla ilişkisinde oldu ğu gibi) duyguların eri somut görünümüne dönüştür meyi (bir gözyaşı seliyle maddeleştirerek) becerebü diği gibi, en elle tutulur bir davranışa soyut bir an lam vermeyi ve hoşnutsuzluğunu politik bir terimle açıklamayı da iyi biliyordu.Dikiz aynasından baktı ve deminden beri hep ay nı binek arabasının arkasından gelmekte olduğunu farketti. O âna kadar izlendiğinden hiç kuşkusu ol mamıştı, çünkü şimdiye dek, ötekiler örnek bir gizli lik içinde hareket etmişlerdi. Bugün köklü bir deği şiklik olmuştu demek. Var olduklarını anlamasını is tiyorlardı artık. Pragdan yirmi kilometre kadar ötede, kırların ortasında, büyük bir bahçe duvarı ve duvarın geri sinde onarım-bakım atölyeleriyle bir servis istasyonu vardı. Orada çok iyi bir dostu çalışmaktaydı. Ona ara basının arızalı kontak motorunu değiştirtmek istiyor du. Arabasını, üzeri kırmızı beyaz çizgilerle boyalı inip kalkan bir parmaklıkla kapanmış bulunan giriş yerinin önünde durdurdu. Yan tarafta, iri yarı bir ka dıncağız duruyordu. Mirek, kadının parmaklığı kal dırmasını bekledi. Oysa o kımıldamaksızın, uzun uzun kendisini süzmekle yetindi. Kornasını öttürdü ama, boşuna. Başını kapıdan uzattı, seslendi. "Sizi daha tutuklamadılar mı?" diye sordu şişman kadın. "Hayır, henüz tutuklamadılar," diye yanıtladı Mi rek. "Parmaklığı kaldırabilir misiniz?" Kadın dalgın bakışlarla yine uzun* uzun süzdü onu, esnedi ve kulübesine döndü, bir masanın arkası na geçip oturdu ve bir daha dönüp bakmadı bile. Bunun üzerine Mirek, arabasından inerek, par maklığın yanından dolaşmak zorunda kaldı. Atölye nin bulunduğu yere kadar giderek tanıdığı tamirciyi aradı. Arkadaşı onunla birlikte döndü ve Mirekin ara basıyla birlikte avluya girebilmesi için parmaklığı kal dırdı. Şişko kadın hâlâ aynı dalgın bakışlarla kulü besinde oturmaktaydı. "Anladın mı? Televizyonda çok göründün de ondan bu," dedi tamirci arkadaşı. "Bütün bu kadıncıklar seni tanıyor." ...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





