Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
EBook Ödevleri
  • Anna Karenina 1 Tolstoy

    Kaynakçası: Yok
    Dosya Boyutu: 217 KB
    Eklenme Tarihi: 16-07-08
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : Efendimiz şöyle dedi, "Kendimi bütün varlığımla öç almaya vermiştim." Mutluluklar birbirine benzerler, ama, her talihsizliğin ayrı bir görünüşü vardır. Oblonskynin evi altüst olmuştu. Eşinin evden çıkarılmış olan dadı ile ilgisi olduğunu öğrenen prenses, artık birlikte yaşayamayacaklarını öne sürüyordu. Bu durum üç günden beri böyle sürüp gidiyordu. Hizmetçilerden efendilerine kadar herkes bu durumun ağırlığını duyuyordu. Bir handa rastgele karşılaşmış insanlar arasında bile, Oblonskynin evinde bulunanlardan daha yakın bir bağlılık olduğunu anlamayan yoktu. Hanım dairesinden çıkmıyor, bey gündüzleri eve gelmiyordu. Başıboş kalmış çocuklar odadan odaya geziniyorlardı. İngiliz kadın yöneticiyle tartışmıştı. Bir arkadaşına, kendisine başka bir yerde iş bulmasını haber vermek için mektup yazmıştı bile. Bir gün önce, aşçı izin almadan yemek zamanı ortadan kaybolmuştu. Mutfak hizmetçisi ve arabacı paralannı istiyorlardı. Eşiyle kavga ettikten üç gün sonra, arkadaşlarının Stiva diye çağırdıkları Stephane Arcadievitch, Oblonsky, her zaman olduğu gibi sa- at sekizde uyandı. Ama odasında değil, bürosunda deri bir koltuk üzerinde buldu kendini. Sağa sola dönüp uyumaya çalıştı, yastığını kollarının arasına aldı başını gömdü. Aniden doğrularak oturdu ve gözlerini açtı. "Evet, nasıldı?" diye gördüğü rüyayı hatırlamaya çalıştı. "Nasıldı? Evet Alabine Darmstadta bir yemek veriyordu. Hayır, Darmstadta değildi. Amerikadaydı zaten. Alabine cam masalar üzerinde veriyordu bu yemeği. Masalar şarkı söylüyorlardı. "11 mio tesoro." dan da güzel bir şarkıydı, bu. Küçük sürahiler vardı masada. Kadın şeklinde sürahiler." Stephane Arcadievitchin gözleri parladı. Gülerek, kendi kendine, Güzeldi evet çok güzeldi" dedi. "Ama sözlerle anlatılamaz, uyanınca bile daha açık bir biçimde anlatamazsınız onu! Bir perdenin aralığından giren ışığa gözü ilişti. Ayaklarını sallandırdı, her zamanki gibi karısının doğum günü kendisine armağan ettiği altın işlemeli deri terliklerini aradı. Sonra dokuz yıllık bir alışkanlığa uyarak, asılı olduğu yerden ropdöşambrını almak için elini uzattı. O zaman niçin ve nasıl bürosunda kalmış olduğunu hatırladı. Olup bitenleri aklından geçirip, "Ah, Ah!" dedi. Eşiyle kavga edişinin bütün aşamalarını, hatası yüzünden içine düşmüş olduğu kötü durumu düşündü. "Bağışlamayacak beni" diye üzüntüye kapıldı. "Bağışlayamaz zaten. İşin kötüsü bütün bunlara, evet hepsine ben neden oldum ama suçlu değilim. Tehlikeli bir şey bu." Bu sözleri durmadan söyleyip duruyor, eşiyle aralarında geçen kavganın ayrıntılarını üzüntüyle düşünmekten kendini alamıyordu. İşin en tatsız tarafı başlangıçtaydı. Tiyatrodan eve dönmüştü, neşeliydi. Eşine vermek istediği büyük bir armut vardı elinde. Salonda bulamamıştı onu. Şaşırmış, gidip oturma odasına bakmış, sonunda yatak odasında olduğunu görmüştü. Elinde kendisine her şeyi öğretmiş . olan uğursuz mektubu tutuyordu. Arına Karenina Ufak ev işlerinden başka şeye aldırmaz gibi görünen Dolly, mektup elinde oturmuş, umutsuz, kızgın, yılgın bakışlarını kocasının üzerine çevirmişti. Elindeki mektubu uzatarak, "Bu ne demek?" diye sordu. Aslında, bu olaydan çok, karısına yanıt verirken takındığı tavır üzüyordu Stephane Arcadievitchi. Kötü bir duruma birden düşmüş insanlar gibi, o da bu duruma uygun bir çehre takınamaıştı. İnkar etmesi, alınması, kendisini haklı çıkarmaya kalkması, af dilemesi doğru olacakken elinde olmadan (Fizyolojiye meraklı olan Arcadievitch, buna bir refleks, diyordu), gülümser gibi olmuştu. Bu alışılmış, saf gülüş akılsızlığın ta kendisiydi. İşte bu akılsızca gülüşünü bir türlü bağışlayamıyordu kendine. Dolly bu gülüşü görünce, canı yanmış gibi titremiş, sonra her zaman yaptığı gibi eşine birçok acı söz söyleyerek, odasına çekilmişti. Bu olaydan sonra eşini görmek istemiyordu. "Suç akılsızca sırıtışımda" diye düşünüyordu Stehpane Arcadievitch. Sonra, "Peki ne yapmalı, ne yapmalı?" diye sorup duruyor. Yanıt bulamamanın umutsuzluğu içinde bu sözleri tekrarlayıp şaşkına dönüyordu. Stephane Arcadievitch. kendisini aldatan insanlardan değildi. Yaptıklarından pişmanlık duyduğunu söyleyip aldatamazdı kendini. Otuz yaşında yakışıklı bir adam, kendinden bir yaş küçük ve beş tanesi yaşayan yedi çocuk annesi olan eşini artık sevmeyişinden pişmanlık duyabilir miydi. Pişmanlık duyduğu tek şey, durumu eşinden gizleye-memesiydi. Eşini aldatmasının bu çeşit sonuçlan olacağını bilseydi, daha özenli davranırdı. Ciddi olarak düşünmemişti bunu. Eşinin bile bile görmemezlikten geldiğini, böyle yapmasının doğru olduğunu düşünür gibi, hoşgörürlükle davrandığını sanmıştı. Eşi çökmemiş, yaşlanmamış, bitkin bir kadın haline girmemiş miydi? Dollynin bütün üstünlüğü, iyi bir ev kadını olmasındaydı. Hem de sıradan bir ev kadimdi. Diğerlerinden ayrılan bir özelliği yoktu. Büyük bir hataydı yaptığı. "Çok korkunç, çok korkunç" diye tekrar ediyordu Stephane Arcadie-vitch. Kendini oyalayacak bir düşünce bulamıyordu. "Her şey yolunda gidiyordu, ne kadar mutluyduk. Çocuklarla uğraşmak onu mutlu etmeye yetiyordu. Hiçbir şeyine karışmıyordum. Ev işlerini gönlünce hallediyordu. O kadının bizim evde dadı olması ne aksilik!.. Çocuklarının dadısına kur yapmak aşağılık ve bayağı bir şeydi. Ama ne dadı! (Matmazel Rollandın siyah gözlerinin bütün canlılığını hatırladı. Sonra gülümseyişi geçti aklından.) Bizim evde oturduğu sürece hiçbir şey yapamadım. İşin en kötü yanı... Sanki istiyormuş gibi... Ama ne yapmalıyım, ne yapmam gerekir?.." Böyle düşünüyor, bir türlü yanıt bulamıyordu. Bu yanıt da, hayatın en karmakarışık sorulara verdiği genel bir yanıttan, yani, gününü yaşamalı, kendi kendini unutmalı gibi bir öğütten başka bir şey değildi. Ama uykuda unutuşa erişemediği için, hiç olmazsa ertesi geceye kadar, hayatın rüyasına dalıp dalgın bir insan haline gelmesi gerekiyordu. Sonunda, ayağa kalkmaya karar veren Stephane Arcadievitch, "Bunu daha sonra düşünürüz" dedi. Mavi ipek astarlı ropdöşambrım giydi. Kuşağını sıktı. İri göğsünü temiz havyala şişirdi. Kendisine özgün kararlı adımlarla pencereye yaklaştı. Perdeyi kaldırıp zili çaldı. Eski hizmetçilerden biri olan Matvei elbise ve çizmelerini getirerek içeri girdi. Elinde bir telgraf vardı. Ardından berber de odaya girdi. Telgrafı alıp aynanın önüne oturan Stephane Arcadievitch, "Gazeteler geldi mi?" dedi. Matvei, efendisine sevgi dolu, meraklı gözlerle bakarak, "Masanın üzerindeler" dedi. Sonra biraz duraklayıp uyanık bir gülümsemeyle: "Araba kiralayanlar adamlarını gönderdiler" dedi. Stephane Arcadievitch yanıt vermedi. Sadece aynadan hizmetçisine baktı. Bu bakış, bu iki adamın birbirlerine ne kadar iyi anladıklarını gösteriyordu. Oblonsky, sanki, "Bunu niçin söyledin?" der gibiydi. Matvei elleri ceketinin ceplerinde, ayakları biraz açık, belirsiz bir gülüşle yanıt verdi: "Bir daha pazara gelmelerini ve bu arada sizi rahatsız etmemelerini söyledim." Stephane Arcadievitch telgrafı açtı. Karmakarışık harflerin anlamlarını sökmeye çalışarak okudu. Yüzü birden aydınlanmıştı. Bir tarakla sakalında pembe bir çizgi açmaya çalışan berberin hareketini durdurarak, "Matvei, kızkardeşim Anna Arcadievna yarın geliyor" dedi. Matvei, "Tanrıya şükürler olsun" dedi. Sesinden, bu haberin önemini, efendisi gibi iyice anlamış olduğu belli oluyordu. Sevgili efendisinin kızkardeşi Anna Arcadiebna karı koca arasındaki anlaşmazlığı, ortadan kaldırabilirdi. "Yalnız mı, kocasıyla mı geliyor?" dedi Matvei. Berber Stephane Arcadievitchin üst dudağını yakalamıştı. Bu yüzden yanıt veremedi. Bir parmağını kaldırıp işaret etti. Matvei buna bir baş işaretiyle yanıt verdi. "Demek yalnız geliyor. Üst kattaki odayı hazırlamalıyız." "Daria Alexandrovnanın emirlerine göre hareket edin." "Daria Alexandrovnanın mı?" dedi Matvei kuşkulu bir tutumla. "Evet, bu telgrafı da kendisine götürün. Bakalım ne diyecek?" "Peki efendim!" Berber çıktıktan sonra, yıkanmış, makyajım yapmış olan Stephane Arcadievitch, kendisine son bir defa daha çeki düzen verirken, Matvei ayaklarının ucuna basa basa içeri girdi. Telgrafı elinde tutuyordu. "Daria Alexandrovna, evden ayrılacağını, nasıl isterseniz öyle hareket etmeniz gerektiğini bildirdi." Bunları söyledikten sonra ihtiyar hizmetçi, elleri ceplerinde, başı öne eğik, yalnız gözlerinde bir gülümseme, efendisine baktı. Stephane Arcadievitch birkaç dakika konuşmadı. Sonra güzel yüzü hafif bir gülümseyişle aydınlandı. Başını sallayarak, "Sen ne dersin bu işe Matvei" dedi. "Önemli değil efendim. Nasıl olsa çözümlenir bu iş" diye yanıt verdi hizmetçi.. "Çözümlenir mi?" "Şüphesiz efendim." "Demek inanıyorsun... Kim var orada?" diye seslendi Stephane Arcadievitch. Kapı tarafından bir eteklik hışırtısı duyulmuştu. Tatlı ama sert bir kadın sesi yanıt verdi. "Benim efendim". Çocukların hizmetçisi Matrona Philemonovanın çiçek bozuğu sert yüzü kapıda belirmişti. Stephane Arcadievitch onunla konuşmak için kapıya yaklaşarak, "Ne var Matrona?" dedi. Kendisinin de kabul ettiği gibi, eşinin karşısında haksız olduğu halde, evde herkes hatta Daria Alexandrovnanın en yakın adamı olan Matrona bile kendisinden yanaydı. Üzüntülü bir şekilde: "Ne var?" dedi. "Hanımefendinin yanına gidip ondan tekrar af dilemelisiniz efendim. Belki Tanrı yardımcınız olur. Hanımefendi çok üzülüyor. Yürek parçalayıcı bir durum bu. Ev altüst oldu. Çocuklara acımak gerek, efendim." "Hanımefendi benimle konuşmak istemez ki!" "Elinizden geleni yapmaya çalışmalısınız. Tanrı bağışlayıcıdır. Dua edin, Tanrıya dua edin," "Peki, çok güzel, şimdi gidin" dedi Stephane Arcadievitch. Birdenbire kızarmıştı, Matveiye dönerek, "Hemen elbiselerimi verin" dedi. Sonra kararlı bir şekilde ropdöşambrını çıkardı. Matvei göze görünmeyen toz parçalarını üfleyerek, efendisine kolalı gömleğini uzatıp giyinmesine yardım eti. Bu işten zevk aldığı her halinden belli oluyordu. Giyinmesi bitince, Stephane Arcadievitch güzel kokular süründü. Elbiselerini düzeltti. Sigaralarını, cüzdanını, kibritlerini çifte zincirli saatini alışkın olduğu biçimde cebine yerleştirdi. Başından geçen olaylara rağmen, dinç, neşeli ve vücutça mutlu hissetti kendini. Yemek salonuna doğru gitti. Kahvesini hazırlamışlar, yanına mektuplarını ve evrakını koymuşlardı. Mektupları okumaya koyuldu. Mektuplardan birisi çok tatsızdı. Eşinin topraklanndan odun satın alan bir tüccardan geliyordu. Bu odunların mutlak satılması gerekiyordu. Fakat anlaşma söz konusu olmadıkça satış düşünülemezdi. Bir çıkar sorununu, asıl soruna, yani anlaşma sorununa karıştırmak tatsız bir iş olurdu. Para sorununun etkisi altında kalmış olabileceği düşüncesi ağır geldi ona. Mektupları okuduktan sonra, evrakına el attı. İki dosyadaki kâğıtları hızla karıştırdı. Büyük bir kurşun kalemle birkaç not aldı. Sonunda kâğıtları bir yana bırakarak kahvaltısına başladı. Kahvesini içerken, hâlâ biraz nemli olan gazetesini açarak okumaya başladı. Stephane Arcadievitchin okuduğu gazete pek aşın olmayan liberal bir gazeteydi. Okurların çoğunluğuna uygun bir gazeteydi bu. Ob-lunsky ne bilimlere, ne sanata, ne de politikaya ilgi gösterirdi. Ama gazetesinin bu konularla ilgili bütün düşüncelerine kısıca bağlıydı. Okurların çoğunluğu, belli bir konu üzerindeki görüşlerini değiştirmeden, o da değiştirmiyordu. Başka bir deyişle, düşünceleri kendisi farkına varmadan ondan ayrılıyor ve yenileri kendisi karar vermeden kafasına yerleştiriyordu. Paltolarının ve şapkalarının şekillerini nasıl kabul ediyorsa, düşüncelerini de öylece ediniyordu. Yani herkesin giydiği gibi giyiniyor, herkesin düşündüğü gibi gelinince, fikri bir faaliyet göstermek zorunda kalınan bir toplumda yaşadığı için kanaatler ona şapkalar kadar gerekli oluyordu. Tutuculardan çok liberallerin tarafını tutmasının nedeni, onların daha akıllı olduğunu düşündüğünden değildi. Liberallerin düşünceleri hayatına daha uygun düşüyordu. Neden buydu. Liberal Parti Rusyada her şeyin berbat bir duruma gelmekte olduğunu söylüyordu. Gırtlağına kadar borca batmış olan Stephane Arcadievitchin durumuna çok uygun düşüyordu bu konuşma. Liberal Parti, evliliğin, değiştirilip yenilenmesi gereken bir işletme olduğunu söylüyordu. Stephane Arcadievitch için evlilik hayatı pek tatlı bir şey değildi, yalan söylemek sahtekârlık yapmak zorunda bırakıyordu onu. Oysa bu davranışlar yaradılışına uygun değildi. Liberaller, dinin, cahil halkı frenleyen bir araç olduğunu söylüyorlardı. En kısa dini töründe bile bacakları ağrıyan Stephane Arcadievitch, bir yığın tantanalı kelime ile öbür dünyadan duyulan korkunun dile getirilmesini bir türlü anlamıyordu. Bu dünyada yaşamak o kadar tatlıydı ki! Bütün bunlara, Stephane Arcadievitchin şakadan hoşlanan, uslu akıllı insanları şaşırtmaktan zevk alan bir adam olduğunu ekleyin. Bu adamları ...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
511
Anahtar Kelime Sayısı
21547
Bu web sitesi bir google fenomenidir.
Bu siteden sadece ödev indir ilir.