- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama
-
AB Perspektifinde Türkiye İle İkili İlişkiler
Kaynakçası: Var
Dosya Boyutu: 65 KB
Eklenme Tarihi: 10-08-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : TÜRK-ALMAN İLİŞKİLERİ ALMANYANIN DIŞ POLİTİKA EVRELERİ 1949-1957 Arası (Westpolitik; Batı Politikası) Bu süreçte iktidar olan Adenauer, Almanyanın Batı politikası ile ülkenin Batıyla entegrasyonunu amaçlamıştır. Bu sırada Almanya iki tür politika geliştirmiştir. Antikomünizm ve Antitotalitarizm. Totalitarizm, Hitler Almanyasında yaşanmıştı ve unutulmaz sonuçlar doğurmuştu. Komünizm ise Batı kapitalizmi ve liberalizmi karşısındaydı. Anedauer bu dönemde, muhaliflerinin tersine, Almanyanın Batı entegrasyonunun Almanyanın birleşmesini engellemeyeceğini düşünüyor, önceliği Batı ile entegrasyona veriyordu. 1953ten itibaren Almanyanın ileri sürdüğü denetimli silahlanma hem Almanya ve diğer Batı Avrupa ülkelerinin Sovyetlerden gelecek tehlikeye karşı kendini savunmasını, hem de bu politikasıyla Almanyanın dışlanmaktan kurtulmasını sağlayan bir adımdı. Adenauer denetimli silahlanma yolu ile Batı Savunma İttifakı içinde yer alarak Almanyanın bağlantısızlar içinde yer almasını engellemek istiyordu. 1957-1963 Arası 1957de Fransa ile ilişkilerini Amerikadaki Kennedy hükümetine duyulan güvensizlik nedeniyle sıklaştıran F. Almanya, aynı zamanda kendini Alman İmparatorluğunun tek meşru mirasçısı sayıyordu. Nitekim Alman İmparatorluğunun savaş öncesi ve sonrasından kalan toplam 14 milyar mark tutarındaki borcunu ve İsrail Devletine 1.78 milyar dolar tazminatı Federal Almanya ödemişti. Hallstein Doktrini gereği olarak Doğu Almanya ile ilişkide bulunan tüm Üçüncü Dünya Ülkeleri ile de diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kesilmesi gündeme gelmiştir. 1959-60 yıllarında Adenauerin Batı politikasına, AETnin oluşumuna destek veren ana muhalefet partisi SPD, ileriki yıllarda özellikle Willy Brandtın "küçük adımlar" politikası ile Demokratik Almanya Cumhuriyeti ile ilişkileri yeniden kurmayı amaçlar. Kısacası Konrad Adenauerin "tek başına temsil" stratejisi zayıflamaya başlar. 1963-1969 Arası Alman Dış politikasında 1960ların ortalarında üç opsiyon söz konusu idi. Atlantik taraftarları, De Gaullecüler, Willy Brandt etrafındaki yeni Alman Doğu politikası taraftarları. Atlantik taraftarlarının başını Ludwing Erhard çeker. Bunlar ABD ile yakınlaşmayı savunurlar. De Gaullecüler ise Adenauerin de içinde bulunduğu gruptur. Bu grup ABDnin Avrupaya gerekli önemi vermediğini düşünenlerden ve Fransa ile yakınlaşmanın gereğini vurgulayanlardan oluşuyordu. 196da FDPnin iktidardan çekilmesi üzerine Federal Almanya De Gaullecü Kurt Georg Kiesinger başkanlığında ve Sosyal Demokratların katılımıyla yeniden kurulur. Willy Brandt Dışişleri Bakanı olur. Bu tarihten itibaren De Gaullecülerin "Almanyanın öteki kısmı" olarak gördükleri Doğu Almanya ile ilişkiler Demokratik Alman Cumhuriyeti ile ilişkiler giderek gelişmeye başlar. 1969-1974 Arası (Ostpolitik; Doğu Politikası) Doğu Almanyanın giderek daha çok ülke tarafından tanınması sonucu, onu fiili olarak tanımayan Federal Almanyanın uluslararası alanda etkisizleşmemesi için Doğu Bloku ülkeleri ile Batı ittifakı temelinde işbirliği zorunlu olmaktaydı. Görülen bu politikada temel amaç; Federal Almanyanın uluslararası alanda iyi bir pozisyon ve dış politikada etkin bir müzakere gücü (sabıkalı geçmişi Almanyanın yüzüne vuran Batı Avrupanın bu konu da elinden alınmış oluyordu) elde etmesine, her iki Alman devletinin birleşmesine zemin hazırlıyordu. Kuruluşunun ilk yıllarından itibaren ülke ekonomisini sıfırdan geliştirmeye başlayan F. Almanya, bu amaçla yurtdışından işçi alımı da yaparak kısa sürede "Alman mucizesi"ni gerçekleştirmiştir. Alman endüstrisi bir yandan üretim için hammaddeye, diğer yandan da ekonomisinin belkemiğini oluşturan ihracat için pazarlara gereksinim duymaya başlamıştır. Buna yönelik olarak Üçüncü Dünya ülkeleri F. Almanyanın dış ilişkilerinde küçümsenmeyecek bir öneme sahiptirler (CANBOLAT, 1999, s. 89). İkinci Dünya Savaşından sonraki dönemde Almanyanın dış politika ile ilişkilerine karanlık Nazi geçmiş damgasını vurmuştur. Bu açıdan 1940ların ortalarından itibaren Alman ulusal çıkarlarının salt klasik dış politika aracılığı ile vurgulanması doğru bulunmamış, bunun yerine çıkarların endirek yoldan gerçekleştirilmesine yönelik politikalar tercih edilmiştir. Aslında yurtdışı kültür politikası Almanyanın daha önceleri kullanmış olduğu bir politikaydı, ancak bu tarihlerden sonra sanayileşen F. Almanya için önem kazandı. Bu dönemden itibaren Alman dış politikası üç ayak (ekonomi-siyaset, kültür ve diplomasi) üzerine oturur. Kültürel öğelere dayanan dış politika anlayışına "üçüncü boyut", "dünya politikasının üçüncü sahnesi" denilmektedir. 1967de Dışişleri Bakanlığını yürütmekte olan Willy Brandt yurtdışı kültür politikasını "modern dış politikanın üçüncü sütunu" olarak nitelemiştir. Yurtdışı kültür politikasının amacı (diğer Batılı ülkelerin, Almanyanın geçmişini bahane ederek dış politikada Almanyayı engellemeye çalışması nedeniyle) yurt dışında Almanya için anlayış ve hoşgörü ortamı hazırlayarak dış etkinlikleri işlevselleştirmektedir (CANBOLAT, 1999, s. 99). Almanya kültürel ayaklı dış politika anlayışını çeşitli aracılarla yürütmektedir. Bu aracı örgütler Weimar döneminde doğmuş, İkinci Dünya Savaşı sonrasında F. Almanyanın dışa yönelik kültür politikasının aracı olarak tekrar devreye sokulmuşlardır. Aracı örgütler Federal Alman hükümeti tarafından finanse edilmektedir. Dış politik kararların planlanması ve eşgüdümü Federal Hükümete aittir. İdare ve yürütme ise aracı örgütlerce yerine getirilmektedir. Almanyanın yurtdışı kültür politikasının önemli aracı bilimdir. Bilimsel etkinliklerin gerçekleştirildiği kurumlar olan üniversiteler ile akademik değişim hizmetleri sunan kurumlar ile Almanyada eğitim-öğretim bursu veren kurumlar aracı örgütlerdir. Alman Akademik Değişim Hizmeti (DAAD), Alexander von Humbolt Vakfı (Avtt), Alman Araştırma Topluluğu (DFG) bu aracı örgütlerden birkaçıdır. 1952 yılında kurulan Inter Nationes; bilim, sanat ve kültürün her dalında dünyanın çeşitli yörelerinden partnerler edinerek dialog geliştirme amacındadır. Kuruluşun çalışmalarını yoğunlaştırdığı bölgeler, Orta ve Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu, Avrupa Birliği, Kuzey Amerikadır. Bunlara ek olarak IFA kısaltma adıyla bilinen Yurtdışı İlişkileri Enstitüsü de kütüphane ve dokümantasyon, basım-yayım çalışmalarını yürütür. Bunun dışında Goethe Enstitüsü yurtdışındaki 109 kütüphanesiyle uluslararası kamuoyuna Almanyanın toplumsal, siyasal yapısı hakkında aydınlatıcı bilgiler sunmaktadır. Alman ve yabancı toplumsal gruplar arasında çeşitli alanlarda karşılıklı bilgilenim yoluyla bir anlayış zemini oluşturmak için faaliyet gösteren politik vakıflar da gözardı edilmemelidir. Bu politik vakıflar farklı siyasal partilere yakınlıkları ile de bilinirler. Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU), Konrad Adenauer vakfına, Yeşiller ise Heinrich Böll Vakfına sahiptir. Friedrich Ebert Vakfı, Sosyal Demokrat Partiye (SDP), Hür Demokrat Partiye (FDP) Friedrich Naumann Vakfı siyasal yakınlık duymaktadır. Bu vakıflar dış siyaset arenasında ülkenin manevra alanını genişletmektedirler (HABLEMİTOĞLU, 2003, s. 20). Kiliseler hem yurtdışındaki Almanların manevi gereksinimlerini karşılıyor, hem de Üçüncü Dünya ülkelerinde gelişme yardımının ve diğer sosyal işlerin yürütülmesinde etkilidirler. Burada Vakıflar üzerinde biraz durmak istiyorum. FDPnin Friedrich Naumann Vakfı federal bir yapının öneminin anlaşılması için daha çok Batı Anadoluya faaliyette bulunmaktadır. Yeşillerin Heinrich Böll Vakfı federal yönetim biçiminin önemini, Doğu Anadoluda bulunan Kürt azınlığa daha çok haklar verilmesini savunmaktadır. SPDnin Friedrich Ebert Vakfı da Türkiyenin sivil toplum kuruluşlarının geliştirilmesi gereğini savunmakta ve Türkiyedeki insan hakları ayıpları için bir takım önlemler ileri sürmektedir. CDUya ait Konrad Adenauer Vakfı da İslamı demokrasiyle bağdaştırmak konusunda kapsamlı projeler hazırlamaktadır. Bu vakıf, Türkiyede Türk Demokrasi Vakfı, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Arı Hareketi, TİSK, TOSYÖV, KADER ve çeşitli üniversitelerle ortaklaşa etkinlikler düzenlemiştir. Vakfın çalışmalarından birkaçı: Türkiyede Anayasa Reformu, Prensipler ve Sonuçlar konulu kongre (29-30 Haziran 2000), Türkiyede Okul Reformu Sonrasında Yabancı Dil Dersi Reformu konulu sempozyum, Küreselleşme ve Modernleşme Sürecinde Kültürel Kimlik konulu kongre (2000), Karadeniz Ereğlide Bölgesel Gelişme konulu kongre (2000), Alman Okullarında İslam Din Dersi konulu kongre (2000), Türkiye ve AB Ulusal Egemenlik Haklarının Devri konulu kongre (2000), Globalleşme-Türkiye İçin İktisadi Zorluklar ve Şanslar konulu kongre (2000). ALMANYADAKİ TÜRK VATANDAŞLARI 30 Ekim 1961de Türkiye ile Federal Almanya arasında işçi alım anlaşması imzalanmıştı.Bu anlaşmanın imzalanmasından sonra F Almanyaya 1973 yılına kadar yaklaşık 860 bin Türk işçisi geldi.Başvuru sahiplerinin çoğu Anadolunun kırsal kesimlerindendi.Başlangıçta hem Alman Hükümet, hem de Türk işçiler bunun hayatlarında geçici bir dönem olduğuna inanıyorlardı; ancak öyle olmadı.Anlaşmaya göre Türk işçiler iki yıllık bir çalışma iznine sahipti.Süre dolunca Alman firmaları bu zaman zarfında yaptıkları işi iyice öğrenmiş olan Türk işçilerini işten çıkarmaya pek yanaşmadı.Bunun sonucunda Türklerin Almanyada kalış süreleri uzatıldı, zaten Türklerin büyük bir çoğunluğu Almanyada kalmayı tercih ediyordu. (SPIESS,2002,s.32) Bugün ise Türkler her iki ülkenin tahmin edemeyeceği gelişmelere yol açmışlardır. Bu gelişmeler hem olumlu hem de olumsuzdur. Olumsuz gelişme Türklerin Almanyada yarattığı olumsuz imajdır. Bununla birlikte Almanyada 3 milyona yaklaşan Türk varlığının gelecekte Alman ekonomisi ve sosyal güvenlik sistemi için bir sigorta görevi görmesi de olasıdır çünkü Alman nüfusu giderek yaşlanmaktadır. Yaşlanan bu nüfus iktisadi faaliyetlerden çekilecek, emekliliğe kayacaktır. Salt Alman nüfus yapısının bu gelişimine bakılarak Alman sosyal güvenlik sisteminin ileride zorluk yaşayacağını söylemek mümkündür, ancak genç Türk nüfusu hesaba katıldığında gelecekte iktisadi faaliyetlerin bu genç nüfusça yürütüleceğini ve dinamik bu nüfusun ileride Alman ekonomisi ve sosyal güvenlik yapısının sigortası işlevini yükleneceğini söylemek olasıdır. Nitekim Türk girişimciler 91 farklı sektörde 47 bin işletme kurmuşlardır. İşletmelerin 97 yılındaki toplam ciroları 41.4 milyar DMdir. Türkler bu ülkede 9.5 milyar DMlik yatırım yapmışlar ...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





