Ödev Bilgileri

Bulunduğunuz Kategori:
Hukuk Ödevleri
  • AİHSnin Türk Hukukundaki Yeri

    Kaynakçası: Var
    Dosya Boyutu: 26 KB
    Eklenme Tarihi: 11-08-08
    Dosya Şifresi: www.odevsec.com
    Dosya Açıklaması : Uluslararası Hukuk Uluslararası Hukuk denilen hukuk dalının geleneksel konusu devletler arasındaki ilişkileri düzenlemektir. Bu nedenle, bu hukuk dalına "Devletler Hukuku" ya da "Devletler Umumi Hukuku" denir. Tam anlamıyla devlet niteliğinde olmayan, ama devlete benzer statüde bazı varlıklar da görülebilmektedir. Geleneksel anlayışa göre, devletlerin ve devlete benzeyen varlıkların birbirleriyle ilişkilerinde hangi kurallara uyulması gerektiğini, hakların ve yükümlülüklerin neler olduğunu saptayan hukuk dalı Uluslararası Hukuktur. Uluslararası hukuk, devletlere, uluslararası örgütlere, devlet niteliği kazanmamış örgütlenmiş toplumlara ve uluslar arası toplumun bütününün genel çıkarlarını ya da paylaştığı değerleri ilgilendiren bireylere ilişkin durumlarda doğrudan bireylere yönelik kuralları kapsamaktadır. Dünyanın gelişen ilişkilerinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere devletlerin kurduğu fakat devletlerden ayrı bir kişiliğe sahip olan milletlerarası teşkilatlar da gittikçe artan oranda milletlerarası toplumda yer almakta ve onu çeşitlendirip zenginleştirmektedir. Uluslararası Hukuk Kuralları Arasında Hiyerarşi Kaynaklar arasındaki hiyerarşi denince, birbirine aykırı hüküm taşıyan ve aynı olaya uygulanması gereken antlaşma, teamül ve genel hukuk ilkelerinden hangisine öncelik verileceği ilk akla gelen düşüncelerdir. Burada sorabileceğimiz en basit sorulardan biri "Genel hukuk ilkeleri ile diğer kaynaklar çatışırsa ne olur?" Mahkeme kararları ile doktrin milletlerarası hukukun yardımcı kaynak olduğunu ve bu sebeple bunlarla diğer kaynaklar arasında bir çatışma olamayacağını hemen hatırlatmakta yarar vardır. Kaynakların hiyerarşisi konusunda farklı farklı görüşler olmakla beraber, milletlerarası hukuk kendisi kurallar hiyerarşisi ile ilgili açık kural koymamaktadır. Farklı görüşlerden pozitivist hukukçuların oluşturduğu akımın üstlendiği düşünce; milletlerarası hukuk kuralları arasında bir hiyerarşi olmaması gerekir. İç hukuktaki hiyerarşinin sebebi merciler olduğundan ve milletlerarası hukuk dalında ise kuralları koyan meriler arasında bir hiyerarşi yoktur. Bu görüşe göre antlaşma ile teamül arasında bir ast-üst ilişkisi yoktur. Bununla beraber, bazı milletlerarası hukuk kurallarının açık kesin ve ispata gerek göstermeyen ve anayasal olduğu ve diğer kurallardan daha esaslı ve daha önemli oldukları ve onlardan önce geldikleri de kabul edilmektedir. Mesela Birleşmiş Milletler(BM) Antlaşmasının 103. maddesi, bir üye devletin BM Antlaşmasından doğan yükümlülükleri ile sıradan antlaşmalardan doğan yükümlülükleri arasında bir çatışma olursa, Antlaşma yükümlülüklerinin üstün olacağını öngörmektedir. Milletlerarası hukukun bazı kuralları daha temeldir ve önemlidir. Mesela jus cogens kurallara aykırı antlaşmalar ve teamüli kurallar olamaz, olurlarsa batıl olurlar. Uluslararası Hukuk Ve İç Hukuk Uluslararası hukukla iç hukuk değerlendirmelerini yaparken karşımıza iki ihtimal çıkar: i)ya bu iki hukuk düzeni birbirinden bağımsız, ayrı iki düzeni oluşturmaktadır ii)ya da bir takım farklılıklara rağmen iki hukuk düzeni de bir bütünün parçalarıdır. şimdi u konudaki görüşleri maddeler halinde inceleyelim. a)İkici (dualiste) görüş Bu görüşe göre, uluslar arası hukuk ile iç hukuk birbirlerinden farklı ve bağımsız iki ayrı hukuk düzenini oluşturmaktadır. Bu görüşün savunucuları, ki en bilinenleri Alman hukukçu H. Tripel ile İtalyan hukukçu D. Anzilottidir, görüşlerini iki temel nedene dayandırmaktadırlar. Birinci neden, kapsadıkları alanlarla ilgilidir. Yani iç hukuk daha çok tüzel kişilerle ilgilenirken, uluslar arası hukuk ise genellikle devletler arasındaki ilişkileri düzenlemektedir. İkinci neden ise, söz konusu hukuk düzenlerinin kaynaklarının farklı yerlerden doğmuş olmalarıdır. Bu görüşü kabul edilirse şu sorunlarla karşılaşırız: en başta ikisi de farklı hukuk düzenleri oldukları için uyuşmazlıkları söz konusu olamayacaktır. İkinci olarak ise; bir hukuk düzeninde oluşturulan kuralların, kural nitelikleriyle ötekinde hukuksal etkiler doğurması mümkün olamayacaktır. b)Tekçi (moniste) görüş Tekçi görüşe göre dünyada varolan hukuk düzeni tek bir düzen olup, uluslararası hukuk ve iç hukuk düzenleri bu bütünün birbirinden bağımsız birer parçalarıdır. Bu noktada ise üstünlük sorunu ortaya çıkıyor. Bu konuda da iki görüş vardır. i)ulusla arası arena da devletten üstün bir varlık yoktur. ii)iç hukuk uluslararası hukuka üstündür. Bu görüşü savunanlar ise iki ana okul çerçevesinde toplanmışlardır. A- Gerçekçi (realiste) okul görüşü B- Normcu (normativiste) okul görüşü Yukarıda ana hatlarıyla belirtmeye çalıştığımız kuramsal görüşlerden hiçbiri uygulanan hukuku tam olarak yansıtmamaktadır. Uygulama uluslar arası hukuk ile iç hukuk düzenleri arasında her hangi birinin ötekine genel ve ilkesel üstünlüğüne kesin karar verme olanağı tanımadığı ortaya çıkmaktadır. Uluslararası hukukun iç hukuk düzenlerine üstünlüğü bir konuda genel bir biçimde kabul edilir: uluslararası sorumluluk. Uluslararası hukuk ile iç hukuk arasında ilişkilerde her devletin durumunu özel olarak değerlendirmek gerekir. Uluslararası Hukuk Ve Türk Hukuku Anayasa Hükümleri 1982 Anayasasını incelediğimiz zaman, uluslararası hukukun, Türk hukuk düzeninin bir parçası olduğu yönünde herhangi bir genel ilkeye rastlanmamaktadır. Buna karşılık Anayasanın 90. maddesinde Türkiye nin taraf olduğu antlaşmaların yasa hükmünde olduğunu söyleyerekten, antlaşmaların iç hukukumuzda doğrudan etki doğurmasını kabul etmiş bulunmaktadır. 1982 Anayasası m.90: "Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve milletlerarası kuruluşlarla yapılacak antlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır. Ekonomik, ticari yada teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan antlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yükleme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunamamak şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu antlaşmalar, yayımlarından başlayarak ili ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur. Milletlerarası bir antlaşmaya dayanan uygulama antlaşmaları ile kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticari, teknik veya idari antlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticari veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren antlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz. Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü antlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Aynı şekilde Anayasanın 15, 16, 42. ve 92. maddelerinden kimi sınırlı konulara ilişkin olarak uluslararası hukuk kurallarının Türk hukuk düzenin de doğrudan hüküm doğuracağı ortaya çıkmaktadır. Anayasamızın 15. maddesi savaş, seferberlik, sıkı yönetim ya da olağanüstü durumlarda temel hak ve özgürlüklerin, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla sınırlandırılabileceğini kabul eder. 16. maddede ise temel hak ve hürriyetler, yabancılar için milletlerarası hukuka uygun olarak kanunla sınırlandırılabileceğini kabul eder. 42. maddede; Türkçeden başka hiçbir dilin eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarının ana dili olarak okutulmayacağını belirtir. 92. maddede ise uluslar arası hukuka iki gönderme yapılır. Birincisi; savaş ilanı konusunda T.B.M.M.nin yetkili olduğunu bildirir, ikincisi ise Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine yada yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye de bulunmasına izin verme yetkisinin T.B.M.M.ye ait olduğunu söyler. AİHS(Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) Uluslararası sözleşmeler; imzacı devletlerin tek taraflı taahhütlerini içeriyorken, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi taahhütlere bağlılığı denetleme sistemi kurmasıyla, sözleşmelere ciddi bir yenilik getirmiştir. Türkiye 1954 yılında imzalayıp onayladığı AİHS nin, 1987 yılında Komisyonun ve 1989 yılında Divanın yargılama yetkisini tanımasıyla denetleme sistemine dahil olmuştur. Avrupanın birleşmesi yolundaki düşünceler üzerine bir araya gelen devletler, daha yakın birliğe kavuşturacak örgüt kurma amacıyla Avrupa Konseyi Statüsünü 1949 yılında imzalamışlardır. Aynı yıl içinde sözleşme hazırlanmasını kararlaştırmışlar ve Türkiye dahil on iki üye ülke, AİHSni imzalamışlardır. Sözleşme 1953 yılında yürürlüğe girmiş, TBMMsi 1954 yılında 6366 sayılı kanunla sözleşmeyi onaylamıştır. Sözleşmenin girişinde; Konseyin amacının üyeler arasında daha sıkı birlik kurmak olduğu, bu amaca ulaşmak içinde İnsan Hakları Evrensel Bildirisindeki hakların her yerde etkin olarak uygulanması, insan hak ve özgürlüklerinin korunması ve geliştirilmesi bunun içinde hakların güvenceye kavuşturulmak istenildiği açıklanmıştır Sözleşmenin 1.maddesi, hakların üye devletlerin sınırları içindeki herkese tanınacağına amirdir. Sözleşmenin 52.maddesi, üye devletlere sözleşme hükümlerinin kendi iç hukuklarında fiilen nasıl uygulanmasını sağladıkları konusunda açıklama yapma yükümlülüğü getirmiştir. Sözleşmenin 55.maddesi, sözleşmenin yorum ve uygulamaları hakkındaki uyuşmazlıklarda, üye devletlerin kendi aralarında ikili anlaşma yapabilmelerini sınırlamaktadır. Bu sözleşme, Konsey üyesi ülkelerin imzalarına isteğe bağlı olarak açık bırakılmış, keza önceden haber vermek şartıyla sözleşmeye taraf olmaktan vazgeçme imkanı da vermiştir.(söz.58, 59) Zaman içinde sözleşmede değişiklik yapan veya maddi kurallar, haklar tanıyan, ek protokoller üye devletlerin imzasına açılmıştır. Protokollerin maddi ve usul kurallarının, sözleşmenin ayrılmaz parçası olduğu, sözleşmenin bütün hükümlerine tabi olduğu belirtilmektedir, (l. ek protokol m.5 vd.) Türkiye, yargı yetkisini tanıyan beyanında, bazı çekincelerini bildirmiştir. Buna göre, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde, askeri personelin hukuki statüsü ve disiplin sistemiyle ilgili konularda, demokratik toplum kavramının T.C. Anayasasında ki ilkelere uygun yorumlanması gibi çekinceler sunmuştur. Bakanlar Kurulunun 1992 yılındaki kararıyla, söz konusu çekincelerini kaldırdığını Konseye bildirmiştir. Anayasa ve AİHS ilişkisi Anayasamız açıkça AİHS ne kanun gücü vermiş olmakla beraber, anayasaya aykırılığının ileri sürülememesi özelliği vererek, kanundan daha güçlü hale getirmek istemiştir. Bu durumda anayasaya aykırı AİHS si hükümlerinin yürürlükte kalacağı kabul edilmiştir. Sözleşme hükümleri anayasaya aykırı olsa dahi geçerli mevzuat olarak yürürlükte kalmasının yanında ...






Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz




Ad-Soyad :
E-posta (Gizli tutulur) :
Başlık :
Yorum :
   
Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın!


Ödev İndir ve Ara

İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..

Site Sayacı

Kategori Sayısı
87
Ödev Sayısı
2211
Ödev Kapak Sayısı
69
Yorum Sayısı
511
Anahtar Kelime Sayısı
21547
Bu web sitesi bir google fenomenidir.
Bu siteden sadece ödev indir ilir.