- Almanca
- AnneBaba
- Arkeoloji
- Astronomi
- Basın
- Bilgisayar
- Bilim
- Biyografi
- Biyoloji
- ÇevreBilimleri
- Coğrafya
- Denizcilik
- Dizayn
- DışTicaret
- EBook
- Eczacılık
- Edebiyat
- Ekonometri
- Ekonomi
- Elektroteknik
- Endüstri
- Eğitim
- F.bilgisi
- Felsefe
- Fizik
- Fransızca
- Gazetecilik
- Gemi
- GenelKültür
- Gıda
- Halklaİlişkiler
- Havacılık
- HayatDersleri
- HayvancılıkTarım
- Hukuk
- Jeofizik
- Jeoloji
- K.özetleri
- KamuYönetimi
- Kimya
- KişiselGelişim
- Maden
- Makine
- Maliye
- Matematik
- Metal
- Mimarlık
- Muhasebe
- Mühendislik
- Müzik
- OrmanBilimleri
- Otelcilik
- Pazarlama
- Pedagoji
- Psikoloji
- RadyoTv
- Rehberlik
- Resim
- Sanat
- Sağlık
- Sigortacilik
- SiyasalBilimler
- SosyalBilgiler
- SosyalBilimler
- Sosyoloji
- Spor
- Stajlar
- Sunular
- SuÜrünleri
- Sınavlar
- Tarih
- Tekstil
- Tiyatro
- Turizm
- Türkçe
- UçakMühendisliği
- UluslarArasıİlişkiler
- Üretim
- Vatandaşlık
- İktisat
- İlahiyat
- İngilizce
- İnkilaptarihi
- İnşaat
- İstatistik
- Ziraat
- Ş.planlama

-
Türkiye-Irak İlişkilerine Bir Bakış
Kaynakçası: Var
Dosya Boyutu: 27 KB
Eklenme Tarihi: 17-08-08
Dosya Şifresi: www.odevsec.com
Dosya Açıklaması : Antik çağ coğrafyacılarının MEZOPOTAMYA olarak tanımladıkları, VII nci yüzyılda Müslümanlar tarafından ele geçirilmesinden sonra IRAK olarak adlandırılan bölge Orta Asya ile Akdeniz arasında bir geçiş bölgesi olması nedeniyle dünya üzerinde önem kazanan bölgelerden birisidir. Müslüman Arapların VII nci yüzyılda bölgeyi ele geçirmesinden sonra Emevi ve Abbasi hakimiyetinin ardından 1055 yılında Bağdatı ele geçiren Selçuklu Hükümdarı Tuğrul ile bölgenin egemenliği Türklerin eline geçmiştir. Bölge sırasıyla Selçukluların, İlhanlıların, Timurun, Karakoyunluların ve Akkoyunluların egemenliği altına girmiş ve 1514 yılında Yavuz Sultan Selim zamanında Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir. Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere ile Türkiye arasında cereyan eden kanlı çarpışmalar sonrasında Birinci Dünya Savaşının sona ermesi ile Mondros Ateşkes anlaşması ile İngiltere tarafından ele geçirilmiştir. Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngilterenin en büyük meselesi Osmanlı İmparatorluğunun tasfiyesi idi. Bu nedenle 30 Ocak 1919 tarihinde Lloyd George , Paris Konferansında Kürt meselesini gündeme getirerek, konferans metnine; " Ermenistan, Suriye,Mezopotamya ve Kürdistan, Filistin ve Arabistan Osmanlı İmparatorluğundan tamamen ayrılmalıdır." maddesini koydurmuştu. Bu husus çerçevesinde İngiltere Ortadoğu haritasını tek başına çizerken en önemli etkenlerden birisi de Musul petrolleri olmuştur. Musul petrolleri bir bakıma Ortadoğunun kaderini belirlerken , diğer yandan da Türk dış politikası en büyük yarayı Musul meselesinden almıştır. 1055ten bu yana Türk egemenliği altındaki bölgedeki Türk varlığı bir bakıma anavatandan kopartılırken, Irak ve Suriyedeki göçebe Arap aşiretlerine birer devlet lütfedilerek, İngiltere ve Fransanın mandaterliği altına alınmanın hesabı içerisine girilmiştir. Birinci Dünya savaşı sonrasında Osmanlı Devleti ile galip devletler arasında imzalanacak olan barış anlaşmasının nihai karar aşaması olarak bilinen San Remo Konferansında Osmanlı Devletinden kopartılan topraklar üzerinde manda idareleri oluşturulmuş ve bu arada Musul için "A" tipi manda idaresi söz konusu hale getirilmişti. Nisan 1920de yapılan San Remo görüşmeleri sırasında Musul petrollerinin % 25 hissesini Fransaya veren İngiltere, Fransanın siyasi desteğini kazanırken, ABD saf dışı bırakılmıştır. ABD bu duruma tepki göstermiş ve Ankara Hükümetini destekleyen bir tavır içerisine girmeye başlamıştı. İngiltere ABDyi kazanmak için daha sonra 1922de ABDye Musul petrollerinin % 20sini verilmesini karar altına almıştır. Bu suretle Irak adı altında Musulun da içinde bulunduğu topraklar ile Osmanlı Devletinin ilişkisi tamamen kesilmiş ve bölgede İngilterenin inisiyatifinde yeni bir idare tesis edilmeye başlamıştır. Irakta bu gelişmeler olurken, Anadoluda Milli Mücadele Harekatı başlamış ve 23 Nisan 1920de Büyük Millet Meclisi açılarak Misak-ı Milli devletin dış siyaseti olarak ön plana çıkarılmıştı. Nitekim Mustafa Kemal Paşa 1 Mayıs 1920 tarihinde meclis konuşmasında Musul meselesine ilişkin olarak Misak-ı Millide işaret olunan ulusal sınırlara şu şekilde atıfta bulunmuştu: "Hep kabul ettiğimiz esaslardan birisi ve belki birincisi olan, hudut mese-lesi tayin ve tespit edilir-ken, hudud-u millimiz İskenderunun cenûbundan geçer, şârka doğru uzanarak Musulu, Süley-maniyeyi, Kerkükü ihtiva eder. İşte hudûd-ı millimiz budur dedik…" (1) Mustafa Kemal önderliğinde başlayan ve Misak-ı Milli hudutlarına ulaşmayı hedefleyen Türk Kurtuluş Savaşı devam ederken , Osmanlı Devleti ile Birinci dünya Savaşını kazanan Devletler arasında imzalanan Sévres Anlaşması ile Irakta İngiliz egemenliği pekiştirilmek istenmiştir. Bu anlaşmanın 27 nci Maddesinde : " Cezire-i İbn-i Ömer kentinin bulunduğu adayı Suriyede bırakmak üzere Dicle ağzına doğru akım yolu ; oradan batıdan doğuya doğru genel bir doğrultuda Musul Vilayetinin doğu sınırı üzerinde seçilecek bir noktaya kadar; arazi üzerinde saptanacak bir çizgi, oradan, bu çizginin doğuya doğru Türkiye ile İran arasındaki sınıra rastladığı noktaya kadar: İmadiyenin güneyinden geçecek biçimde değiştirilmiş, Musul Vilayetinin kuzey sınırı " şeklinde belirtilmekte idi. (2) Daha sonra İngiltere 29 Haziran 1921 tarihinde yapılan bir referandum ile Faysalı Irak Kralı olarak ilan etmiş ve 23 Ağustos 1921de Irak Krallığı fiilen kurulmuştur. Türk Ulusal Kurtuluş Savaşının zaferle sona ermesinden sonra Türkiye ile İngiltere ve Müttefikleri arasında başlayan Lozan Barış Anlaşması görüşmelerinde Türk-Irak sınırının belirlenmesi aşamasında Türk Heyeti başkanı İsmet Paşa Türkiyenin talebini aşağıdaki şekilde ifade eder: "Cebel-i Hamrin , Cebel-i Fuhul , Vadi-i Tatar, Cebel-i Sincar çizgisini Anadolu ve Irak arasında sınır olmak üzere biz öne sürdük. Çünkü bu çizgi etnografik, siyasal, coğrafi vb. nedenlerden başka bu iki bölge arasında kesin ve doğal bir sınır meydana getirmektedir. " (3) Bu belirtilen sınır Misak-ı Millide belirlenen sınır idi. İngilterenin Musul ve Kerkükteki petrol sahalarını Türkiyeye bırakma gibi bir niyetleri yoktu. Lozan Barış Anlaşması görüşmelerinde Irak sınırı üzerinde mutabakata varılamadı. Lozan Anlaşmasının 3 ncü maddesine göre : Türkiye ile Irak arasındaki sınır dokuz ay içerisinde Türkiye ile İngiltere arasında saptanacaktır. Belirlenen süre içinde iki hükümet arasında anlaşma olmadığı takdirde anlaşmazlık Milletler Cemiyetine sunulacaktır. Sınır çizgisi saptanıncaya kadar Türkiye ve İngiltere Hükümetleri, kesin geleceği bu karara bağlı arazinin şimdiki durumunda herhangi bir değişiklik yaratacak hiçbir askeri ve başka harekette bulunmamayı karşılıklı olarak yükümlenirler. (4) Bu madde çerçevesinde Türkiye ve İngiltere arasındaki görüşmeler 19 Mayıs 1924te İstanbulda başlar. Türkiye, Musul petrollerinden İngiltereye pay vermeyi teklif eder. Fakat İngiltere buna yanaşmaz. Bununla da yetinmeyen İngiltere, Musul ve Kerkük dışında Hakkarinin de Iraka verilmesini talep eder. Toplantıdan bir sonuç alınamaz. Konu 20 Eylül 1924te Milletler Cemiyetine götürülür. Konu Milletler Cemiyetinde görüşülürken Türkiye ile İngiltere arasında yer yer silahlı çatışmalar başlar. Bunun üzerine Milletler Cemiyeti 29 Ekim 1924te Brüksel Sınırı olarak adlandırılan geçici bir sınır tespit ederek sınır sorunu Milletler Cemiyeti tarafından çözüme kavuşturuluncaya kadar her iki ülke arasındaki çatışmalara son verilmesini ister. Bu arada Milletler Cemiyeti bir komisyon oluşturarak bölgede inceleme yapar. Komisyonun amacı bölgenin sosyal,kültürel ve ekonomik yapısını belirlemek ve ardından bir halk oylaması yaparak bölge halkının asıl niyetini belirlemektir. Bu arada İngiltere 13 şubat 1925te şeyh Sait liderliğinde Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir isyan çıkartırlar. Buna paralel olarak Musul ve Kerkükte İngiliz Hava kuvvetleri Türkiye yanlısı aşiretlere yönelik hava harekatları düzenlerken, Kral Faysal da bölgede Milli Müdafaa Komiteleri kurarak İngiltere lehinde propaganda yapmaya başlar. Komisyon çalışmalarını 16 Temmuz 1925te tamamlar. Hazırlanan raporda her iki ülkenin iddiaları yer almakta, akabinde coğrafi, tarihi,ekonomik,stratejik ve siyasi başlıkları altında bu görüşleri incelemiştir. Halk oylaması yapılamamıştır. Yapılmamasının sebebi de ilkel insanların yaşadığı bu bölgede çağdaş temsil usullerinin sağlıklı sonuçlar veremeyeceğidir. Raporun sonuç bölümünde aksini iddia etmedikleri sürece Musulun hukuken Türk hakimiyetinde olduğu vurgulanırken, Irakın Musul üzerinde hiç bir hakkının olmadığından söz edilir. (5) Buna rağmen Milletler Cemiyeti 16 Aralık 1925te Musulun Irakın mandasına verilmesini kararlaştırır. Bu dönemde savaştan yorgun ve bitkin çıkan Türkiye devrim ve kalkınma hareketlerine girişmişti, yeni bir savaş Türkiyenin bu çalışmalarını süresiz olarak geri bırakabilecekti. Bu nedenle Türkiye, Irak ve İngiltere ile görüşmelere girişir. Bu görüşmeler sonucunda 5 Haziran 1926da imzalanan Ankara Anlaşması ile bugünkü Türkiye -Irak sınırı belirlenir. Bu anlaşmaya göre Irak bölge petrollerinden elde ettiği gelirin % 10unu 25 yıl süre ile Musul üzerindeki haklarından feragat eden Türkiyeye verecekti. Daha sonra da bu anlaşma gereğince yapılan anlaşma ile Türkiye 500 Bin İngiliz Sterlini karşısında bölgedeki petroller üzerindeki haklarının tamamından vazgeçmiştir. (6) Bu gelişmelerden sonra IRAK ile olan ilişkilerini dostane bir çerçevede yürüten Türkiye , İran ile Irak arasındaki sınır problemine rağmen 8 Temmuz 1937de Irak,İran ve Afganistanın da katılımı ile Sadabat Paktını hayata geçirmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan NATO ve Varşova Patı arasındaki mücadele bölgede etkisini göstermekte gecikmemiştir. Türkiye ile Pakistan arasında 12 Haziran tarihli Karaçi anlaşması ile başlayan süreç ile birlikte NATOnun Sovyetlere karşı oluşturmaya çalıştığı Ortadoğu güvenlik sisteminin ilk adımı atılmıştı. Mısır ve Suriyenin tepkilerine rağmen Türkiye Irak ile 24 şubat 1955 tarihinde Bağdatta bir işbirliği anlaşması imzalar. Bu anlaşma İngilterenin işine gelir. Zira 1930da Irak ile imzaladığı anlaşma gereği İngilterenin Kuzey Irakta askeri güç bulundurmasını sağlayan anlaşma 1956da sona erecekti. Bu nedenle İngiltere 4 Nisan 1955te Bağdat Paktına katılır. Daha sonra Pakistan ve İranın da katılımı ile Bağdat Paktı güçlenir. Bu gelişmeye karşı Sovyetlerin desteklediği Mısır ve Suriye 20 Ekim 1955te bir askeri pakt imzalarlar. Bu anlaşmaya 27 Ekimde Suudi Arabistan da katılır. Bu şekilde Irakın dışında kalan Arap devletleri bir blok olarak ortaya çıkarlar. 1956 yılında çıkan Süveyş Krizi sonucunda meydana gelen Mısır -İsrail Savaşını bahane eden İngiltere ve Fransanın Birleşmiş Milletler kararı doğrultusunda ve İsrail lehinde Süveyşe asker çıkarmaları Bağdat Paktını oluşturan devletlerin (İngiltere hariç) Araplar yanında tavır almasına yol açtı. Türkiye bu arada İsrail ile olan ilişkilerini askıya almasına neden oldu. Bölgede İngilterenin prestij ve etkinliğini kaybettiğini ve buna karşılık Sovyetlerin etkisinin arttığını gören ABD, Sovyetlerin Ortadoğudaki etkinliğinin artmasına engel olmak amacıyla Eisenhower Doktrini çerçevesinde NATO ile SEATO arasında kalan bölgede yeni bir yapılanmayı hayata geçirmeye başladı. ABD Hükümeti bu doktrin çerçevesinde bölgede askeri güç kullanmak dahil olmak üzere bölge ülkeleri ile ekonomik ve askeri ilişkiler kurmak için Kongreden yetki alır. Bu doktrin ile İngilterenin Ortadoğudaki liderliğini geri gelmemecesine silen ABD bölgedeki etkinliğini artırmaya başladı. ABD Bağdat Paktı devletlerine SSCBye karşı güvence vererek bölge politikasında aktif ülke haline gelmeye başladı. 1957 yılında Suriyede başlayan karışıklıklar sonucunda Sovyetler desteğindeki Baasçıların etkisi artmaya başlamış ve SSCB bu çerçevede Suriyeye silah ve teknik destek sağlamaya başlar. Türkiye ile Suriye çatışmanın eşiğine kadar gelirler. Suud Kralının arabuluculuk çabaları soruna çözüm bulamaz. BM devreye girer. Bunun üzerine Mısır ve Suriye 1 şubat 1958de Birleşik Arap Cumhuriyetini kurduklarını ilan ederler. Türkiye 11 Martta Birleşik Arap Cumhuriyetini tanır ve Suriye ile Türkiye arasındaki kriz bir süre ertelenir. Bu krizin hemen akabinde bölgede ikinci bir kriz patlak verir. 14 Temmuz 1958de General Abdülkerim Kasım bir darbe ile Irakta yönetime el koyması üzerine ABD 15 Temmuzda Lübnana İngiltere de 17 Temmuzda Ürdüne asker çıkarır. Yeni Irak yönetimi 19 Temmuzda Birleşik Arap Cumhuriyeti ile karşılıklı Savunma anlaşması imzalar. Bu gelişmeler sonucunda Türkiye 31 Ekimde yeni Irak rejimini tanır. Irakın yeni yönetimi 24 Mart 1959da Bağdat Paktından çekildiğini açıklar. Bunun üzerine Bağdat Paktı ABDnin katılımı ile 21 Ağustos 1959da CENTO olarak adını değiştirir. 1964 Kıbrıs Krizi sonrasında Batılı ülkeler ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmeye başlayan Türkiye 1965li yıllardan itibaren bölgede daha bağımsız bir politika izlemeye başlamış , bu çerçevede Irak ve Suriye başta olmak Arap ülkeleri ile olan ilişkilerini düzeltmeye başlamıştır. 1967 İsrail-Arap Savaşı sırasında Arap ülkelerini destekleyen Türkiye Kıbrıs konusunda da Arap ülkelerinin desteğini elde etmiştir. 1965ten itibaren dünyada başlayan anarşi ve terör ortamından etkilenen Türkiyede iç karışıklıklar ABD ve Batı karşıtı etkinlikler ile yükselmeye başlar. 1973 yılında başlayan Dünya petrol krizi Araplar ile İsrail arasında yeni bir çatışmaya neden olur. 9 Ekim 1973te başlayan Arap-İsrail savaşı sırasında , Arap ülkelerini destekleyen Türkiye, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sırasında Arap ülkelerinin desteğini almıştır. Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında Batının ambargosu ile karşı karşıya kalan Türkiye ,Batı ile olan ilişkilerini tekrar gözden geçirmeye başlamıştır. Bu çerçevede 12 Mayıs 1976da İstanbulda yapılan 7 nci İslam Ülkeleri dışişleri Bakanları konferansında Türk-Arap ilişkileri gelişmesi için uygun ortam yaratılmış, Türkiye FKÖnün Ankarada temsilcilik açmasını kabul etmiştir. 1977 yılında başlayan Mısır-İsrail Barış görüşmeleri ve Camp David süreci sonrasında 26 Mart 1979da imzalanan Mısır-İsrail Barış anlaşması bölgedeki dengeleri yeniden değiştirmeye başlamıştır. Bu arada Türkiyede anarşi ve terör süratle tırmanırken, Ermeni terörü Türk diplomatlarına yönelik saldırılarını artırmaya başlar. Bu dönemde Arap ülkeleri özellikle Suriye Yunanistan ile olan ilişkilerini artırırken, bu çerçevede Türkiyede faaliyet gösteren Marksist- Leninist yıkıcı ve bölücü örgütlere olan desteğini artırmaya başlar. Suriye lideri Hafız Esat, Türkiyeden Hatayı talep ederken, Güneydoğu Anadolu Projesi çerçevesinde Fırat ve Diclenin sularının azalacağı endişesini her fırsatta dile getirmeye başlar. Su meselesi nedeniyle Iraktaki Saddam rejiminin de desteğini alan Suriye Türkiyedeki iç karışıklıkları destekleyerek Türkiye ile olan ilişkilerin olumsuz yönde gelişmesine neden olur. 1979da İranda patlak veren İslâm Devrimi, 1959da kurulan CENTOnun sonunu ...

Ödev Hazırlanıyor
Lütfen Bekleyiniz
| Bu ödeve hiç yorum yapılmamış. İlk siz yorum yapın! |
İhtiyacınız olan ödevi bu bölümü kullanarak arayabilirsiniz..





